Hande K.

Tanrısızlık, insanlarda kutsal olan ve nihayetinde de insani her şeyin ölümüdür; vicdansızlık, kaba bencillik, soygun ve ahlaki çürümeye yol açar. Ben laik biri olarak size Tanrı'nın halkın ruhunda öldüğünü söylüyorum! Bu ölümden daha korkunç ne olabilir? Kendinize, Tanrı'ya ve insanlarınıza karşı dürüst olmak istiyorsanız suçluları başka yerlerde aramayın. Tüm mezhplerin, ikiyüzlülerinin yaptığı ve yapmaya devam ettikleri gibi bilimi, felsefeyi veya entelektüelleri suçlamayın. Kendinizi suçlayın!
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Belki de bir düzenbaz kadına, bir dolandırıcıya, bir fahişeye aşık oldun kardeşim, ama böyle olsa bile bu durum ona duyduğun aşkın kıymetini azaltır mı? Ona hissettiğin duyguların yüceliği asla değişmez ve biliyorum ki sen kendini aşkın bu kanlı denizinde kaybettin. Lütfen kardeşim, lütfen Antonio, ben oraya gelene kadar boğulma o kanlı denizde ve keyfini çıkar, seni gelip alacağım. Abin seni bulacak” dedi bana telefonda.
“İnsan ruhu iyiyle kötünün çatışma sahnesidir. Binlerce yıldır işlediği günahların suçunu bir dış etkene yani “şeytan” imgesine yükleyen insanlık yine de bu mükemmel bahaneye rağmen omuzlarındaki yükün ağırlığı altında ezilmeye devam eder. Şeytan, insanın ruhundaki terazinin kötü tarafından başka bir şey değildir ve her insan kendi ruhundaki kötülükle er ya da geç hesaplaşmak zorundadır. Kimi zaman kendime şunu sorarım: “eğer bir insanın yüreğinde hiçbir kötülük olmasaydı onun yaptığı iyiliklerin herhangi bir anlamı olur muydu?” Bir insanı iyi insan olarak adlandırmamıza neden olan onun içinde kötülüğe yer olmaması değildir; tam aksine o insanın ruhundaki iyiliğin kötülüğe galip gelmesidir. Aksi halde, yani bir insanın içinde hiçbir kötülük yok ise, o zaman iyilik tek başına kolaylıkla galip gelir, ama karşıtını yenmeden alınan galibiyetin bir anlamı olur mu? İnsan, her şeye rağmen, yaşadığı tüm kötü olaylara ve acımasızlıklara rağmen hala iyi tutan bir şeyler varsa ruhunda, işte o insan mutlak iyi insandır ve Antonio bakışlarından sızan şeytanı, iradesiyle baskı altına alabiliyordu. Kötülüğe galip gelen bir iyi insandı ve açıkçası içindeki savaşın bakışlarına yansıdığı böyle ruhlarla karşılaşmak her zaman için etkileyicidir.”
Peki bütün suç bende miydi? Ya da ortada bir suç var mıydı gerçekten? Arzu, tarih boyunca bir suç nesnesi sayılmış ve insan en kestirme yol olarak tüm suçu şeytan imgesine yüklemiştir; oysa insanın ruhundaki melekler ve şeytanlar sürekli dans ederek sahneyi doldururlar. Tüm seçimler ve tüm arzular insana aittir; sadece ve yalnızca insan denen varlığa ait. Beni baştan çıkartan ve yatağa sürükleyen kadınlar da şeytan değillerdi. Onların arzuları onların ruhlarının bir parçasıydı ve eğer insan yeryüzünde ruhunu ortaya koymayacaksa tam olarak buralarda amacı neydi? Kırlardan papatya toplamak mı? İnsan kendi ruhunda binlerce yıldır yanmakta olan alevleri görmezden gelebilir mi? İnsanın iradesi arzularına ve tutkularına gelip gelebilir mi? Bunlar zamparalık yapan bir erkeğin bahaneleri değil, arzularının farkında olan ve bunlarla yüzleşen bir insanın insanlık tarihinin sonsuz karanlıklarına doğru fısıldadıklarıdır… İşlediğim günahlarda beni koruyan bir meleğim vardı ve unutulmaması gerekir ki şeytan da isyana kalkışmadan önce bir melekti…
“Dünyadan bir insan eksilse umurumda bile olmazdı ama herhangi bir şekilde benimle temas kurmuş bir insanın dünyadan eksilmesi şüphesiz etkiliyordu beni. Sanki benden de bir şeyler eksiliyormuş gibi garip bir his kaplıyordu içimi.