Ben seni arıyorum diyorum ya… Bilmem. Belki de… Bir gün hiç beklenmedik bir yerde karşıma çıkmandan, “işte geldim” demenden, “Hadi gidelim buralardan” demenden korkuyorum. Ben senin uzaklığını seviyorum. Ben senin upuzaklığını seviyorum.
İnsan bir kere aşık olmaya görsün. Her şeyi sevdiğine yormaya başlıyor. İzlediğim filmlerdeki kadınlar, okuduğum şiirlerdeki kadınlar hep sen. İstanbul’u da sana yoruyorum sonbaharı da…
Dışarıda yorgun bir sonbahar havası var.
Ağaç dipleri yaprak mezarlığına dönüyor. Üşüyen sevgili için kaşkolunu çıkarıp, onun zarif boynuna sarma zamanı.
Bir sahil kenarı çaycısına sığınma vakti. Bulutlar bir şeyler anlatmaya çalışır böyle zamanlarda.
Ben bulutların dilinden anlamam.
O yüzden sık sık yağmur yağar ben dışarı çıkınca.
Şimdi bütün bunların önemi yok.Önemi yok şimdi bütün bunların.
Ben umut arıyorum.
Ben umut arıyorum.
Ben umut arıyorum.
Ben seni arıyorum…
Yakınlaşmış bir ölüm mü? İnsan alışıyor bir şekilde. Benim aklım sende hâlâ. Susuşunda. Gözlerini kaçırışında kaldı aklım. Gidişinde en çok… Hem ben bir kez öldüm. Bir kere daha ölürüm…