Benim zaman makinesi ile tanışmam çocukluk yıllarında izlediğim Geleceğe Dönüş serisi ile olmuştu. Dr. Emmett Brown ve Marty Mcfly'ın çılgın macerasında önce beklenmedik bir şekilde geçmişe gitmiş, geçmişte olayların akışını kazara değiştirerek geleceği neredeyse bozmuş ve 3 filmlik seri boyunca sanki lunaparkta kontrolden çıkmış bir hız treninde gibi akan aksiyon silsilesi ile ucu ucuna da olsa zamanı olması gerektiği hale çevirmiş ve mutlu sona ulaşmıştık. Zaman makinesi bu seri gibi nice bilimkurgu film ve dizisinin heyecan verici öğesi olmuştur. Tahmin ediyorum çoğu bilimkurgu severin büyükbaba paradoksu, alternatif zaman çizgisi, paralel gerçeklikler gibi kavramlarla tanışması benim gibi bu film ve diziler aracılığı ile olmuştur. İşte tüm bunların başlangıç noktasını H.G. Wells'in 1894 yılında yayınlanan Zaman Makinesi adlı kitabı teşkil ediyor.
H.G. Wells'in eserinde zamanı 4. boyut olarak, içinde hareket edilebilecek bir yapıda tasvir etmiş olması, kitabın genel görelilik, kuantum teorisi gibi daha sonraki yıllarda ortaya konan kuramlara da esin kaynağı olma ihtimalini düşündürüyor. Bu kitapta yazarın bilimsel öngörüsünün yanı sıra, içinde yaşadığı toplum hakkındaki değerlendirmeleri ve darwinist düşüncelerinin de etkisi görülmüş. (Buradan sonrası spoiler içerir)Bunu kitabın kahramanı Zaman Yolcusunun makinesi ile birlikte yaklaşık 800bin yıl geleceğe gitmesi ile görüyoruz. İlginçtir Zaman Yolcusu, eline her zaman makinesi geçen kişi gibi, şahsi meselelerle ilgili yakın geçmişe-geleceğe gideceğine ya da taş devrine veyahut dinozorları görmeye gideceğine, insanlığın uzak geleceğini görmeye gidiyor. Tabi bunu böyle planlayarak yaptığından değil, olayların akışı biraz böyle gerçekleştiğinden, dünyanın ve insanlığın uzak geleceğine seyahat ediyor sonuç olarak.