Alfred Bester

Alfred Bester

8.4/10
157 Kişi
·
292
Okunma
·
32
Beğeni
·
1.860
Gösterim
Adı:
Alfred Bester
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 18 Aralık 1913
Ölüm:
Doylestown, Pennsylvania, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Eylül 1987
(1913, New York -1987, Pennsylvania)
Alfred Bester, hukuk okurken yazdığı bir hikâyeyle bilim kurguya girdi. (Broken Axiom - 1939) 1942 yılına kadar on üç öykü daha yazdı; daha sonra DC Comics'lerde Superman ve Batman gibi çizgi romanlarda çalıştı. 4 yıl boyunca çizgi roman senaryoları ve diyalogları hazırladı. Bir süre Captain Marvel'da çalıştıktan sonra radyoya geçerek Charlie Chan ve The Shadow gibi serilerde senaryo yazarı olarak çalıştı.

Hareketli senaryolar yaratarak geçirdiği bu yoğun dönemin ardından 1950 yılında yeniden bilimkurguya yönelerek altı yıl boyunca onu devler arasına sokacak eserlerini yazdı. 50'ler biterken Holiday dergisi için gezi yazıları yazmaya başlamıştı ve uzun süre boyunca derginin editörlerinden biri olarak çalıştı.

1974 yılında tekrar bilim kurgu yazmaya yönelen Bester, The Computer Connection, Golem too, The Deceivers gibi romanların yanı sıra öyküler de yayınladı. Alfred Bester çok üretken bir yazar olmamasına karşın (1960 yılına kadar yalnızca 12 kısa öykü yazmıştı), yazdıklarıyla bilim kurgunun en büyükleri arasında yer alabilirdi. Alfred Bester'in 1953 ve 1956 yıllarında yazdığı iki roman; The Demolished Man ve The Stars My Destination (İngiltere'de Tiger! Tiger! adıyla basılmıştı) gerçek anlamda birer bilim kurgu başyapıtlarıdır. The Demolished Mân'in basit bir konusu vardır; (sanayici Ben Reich bir cinayet işler ve en sonunda telepat dedektif Lincoln Powell tarafmdan yakalanarak, tedavi için bir dizi beyin yıkama operasyonuna tabi tutulur.) Romanı olağanüstü kılan ayrıntılar, kurgu ve anlatımdır. Tiger! Tiger! da tıpkı The Demolished Man gibi Jacobean intikam tiyatrosunun bilimkurgudaki karşıtıdır.

Amerika Bilim Kurgu ve Fantasy Yazarları tarafından Büyük Usta unvanını kazanan Alfred Bester, tüm yaşamı boyunca bir New York'lu olmasına rağmen 1987 yılında Pennsylvania'da öldü.
Bilim kurgu alanında James Blish ve Michael Moorcock gibi iki ayrı uçta yer alan yazarları bile etkilemiş olan Alfred Bester, belki de farkında olmadan eski bilim kurgu ile yeni dalga arasında bir köprü kurmuş, her ikisinin de mihenk taşlarını oluşturmuştur.

Romanlar:
1951 The Demolished Man (Anarşist, 24. Yüzyılda Cinayet, Yıkım'a Giden Adam)
1953 Who He? / The Rat Race
1956 Tiger! Tiger! / The Stars, My Destination (Kaplan! Kaplan!)
1975 The Computer Connection / Extro
1980 Golem 100
1981 The Deceivers
1991 Tender Loving Rage
1998 Psychoshop (Roger Zelazny ile birlikte)
2008 The Flowered Thundermug: A Science Fiction Comedy

Toplu Öyküler:
1958 Starburst
1964 The Dark Side of the Earth
1976 Star Light, Star Bright: The Short Fiction of Alfred Bester, Volume 2
1976 Starlight: The Great Short Fiction of Alfred Bester
1976 The Light Fantastic Volume 1: The Short Fiction of Alfred Bester
1976 The Light Fantastic Volume 2: The Short Fiction of Alfred Bester
1997 Virtual Unrealities
2000 Redemolished
İnsanların sadece dış görü­nümlerini görebildiğiniz için minnettar olmalısınız. Tutkuları, nefreti, kıskançlıkları, kötülüğü, hastalıkları asla göremediğiniz için minnettar olmalısınız...
Alfred Bester
Sayfa 285 - Altıkırkbeş Yayınları, Çev: Berna Kılınçer
sayısız insan geldi bu hayata; kendisinin eşsiz, yeri doldurulamaz, benzersiz olduğunu düşünen. Daha da gelecek böyle insanlar... sonsuza kadar..
"Kalbini kesip çıkarsınlar istiyorum. Kanının yere akmasını istiyorum. Kurtlar canlı canlı gözlerini yesin istiyorum. Ama paranı istemiyorum."
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 24. kitap oldu. Alfred Bester’in daha önce de Yıkıma Giden Adam kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Kaplan! Kaplan! isimli bu kitabında da beni etkilemeyi başardı. Açıkçası Alfred Bester’in her iki kitabı da okuyan okurlar, bu kitabı Yıkıma Giden Adam’dan daha iyi bulduklarını söylüyorlar. Bende öyle olmadı. Belki de Yıkıma Giden Adam’daki “suç” kavramının işleniş şekli benim fazlasıyla hoşuma gittiği için daha çok etkilenmiş olabilirim. Ayrıca bakmayın siz okumamın günlerce sürmüş olduğuna. Aslında o kadar zorlayan bir kitap değil. Benimki tamamen yaz rehavetiydi... Gelelim kitabın içeriğine.

Işınlanma, insanoğlunun son zamanlarda sıkça üzerine düşündüğü, teknolojinin son yıllardaki gelişimiyle artık A noktasından B noktasına zaman kaybetmeksizin ulaşmak istediği bir yoldur. Bilimsel tanımıyla, bir maddenin bulunduğu ortamdan bir anda başka bir ortama aynı şekilde, bozulmaya mahal vermeksizin taşınmasıdır. Gerçekten de hayatımızı oldukça kolaylaştıracağını düşünüyoruz ışınlanmanın; ama bilmemiz gerekir ki böyle bir gelişme aynı zamanda riskleri ve birçok zorluğu da beraberinde getirecektir.

Bilimsel tanımıyla ışınlanma eylemi, bu kitapta Jauntlama adıyla derinlemesine incelenmiş. Kitabın konusu ışınlanma değil tabii; ama başlardaki bu konuya değiniş özellikle hoşuma gittiği için belirtmek istedim. Işınlanmaya ve olumlu-olumsuz sonuçlarına meraklı okurların okumak isteyeceği bir bilimkurgu eseri.

Kitabın konusuna gelirsek, 24. yüzyılda insanoğlunun artık dünya dışındaki gezegenlere yerleşmeye başladığı bir dönemde uzaydaki astroid kuşağında kendi halinde takılan bir gemi enkazında başlıyor Gully Foyle’un öyküsü. Gully Foyle dünyanın en büyük şirketlerinden birisi olan Presteign şirketine bağlı Göçebe adlı uzay gemisinin saldırıya uğramasından sonra enkazından kalan tek astronottur. Yaklaşık 6 ay boyunca uzay boşluğunda yalnız başına yaşam mücadelesi verir. Her gün umutlansa da aslında ölümü bekler. Uzayda karamsar bir şekilde beklediği günlerden birinde bir uzay gemisinin kendisine doğru hızla yaklaşmakta olduğunun fark eder. Bu uzay gemisi Vorga–T1339 isimli bir gemidir. Gully Foyle, tam kurtuldum derken Vorga kayıtsız bir şekilde yanında geçip gider. Böyle bir durumla karşılaşan Foyle ise kendi kendine intikam yemini eder ve soluk soluğa bir intikam öyküsü böylece başlamış olur. Bu noktadan sonra bilgi vermek kitabın içeriğiyle ilgili olacağı için bu kadar bilgi yeterli diye düşünüyorum.

Akıcı ve hiçbir gereksiz ayrıntıya yer vermeyen bu kitabı bilimkurguya başlamak isteyen okurlara özellikle tavsiye ediyorum. Şahsen yazın çok fazla yazılanları okuma hevesim olmadığı için sizleri de fazla yormadan bu incelemeyi sonlandırıyorum.
Hiç suç işlenmeyen ve “suç” kavramının artık ortadan kalktığı bir gelecek toplumunda cinayet işlediğinizi düşünün. Size nasıl bir ceza verirlerdi? Ya da size verilecek cezada kıstas ne olurdu?

Roman, teknolojik gelişmeler neticesinde, cinayet işlemenin artık imkansız hale geldiği ileri bir gelecek toplumunda cinayet işlemeyi planlayan Ben Reich isimli zeki bir zenginin bu planını uygulamaya geçirmesini ve devamında gelişen olayları konu almaktadır.

Kitabın esas olayı şudur: Ben Reich çok zeki bir suçludur. Suç işlenmeyen bir toplumda suç işleyerek imkansızı başarmış ve kendisini cezalandırması gereken kişileri suçlu bir kişi karşısında ne yapacaklarını bilemedikleri için çaresizlik içerisinde bırakmıştır. Göründüğü üzere, son derece özgün bir konuya sahip.

Bilim kurgu türündeki kitapları okurken zorlanan okurların, bilim kurgu romanlarına başlaması için atabileceği en kolay ilk adımlardan biridir bu kitap. Çünkü kitap cinai bir vakıayı konu alarak polisiye roman özelliği de göstermekte ve okuyucuyu sıkmayan son derece özgün bir konusu bulunmakta. Pek polisiye roman okumayı sevmeyen bir okur olarak polisiye ve bilim kurgunun birleşmesiyle oluşan bu esere hayran kaldım açıkçası.

Dikkat! Devamı "spoiler" içermektedir.

Beni etkileyen en önemli kısım ise, yetkili kişiler tarafından bu zekaya sahip bireyi(suçluyu) cezalandırmak yerine topluma kazandırma amacı güdülmesiydi. Zaten günümüzde dahi suçlu bir bireyi cezalandırmanın asıl amacı, o kişiyi yeniden topluma kazandırmaktır. İnfaz Hukuku’nun temel prensibi budur.

Gerçekten bu tür zekalara sahip kişilerin mutlaka topluma yararlı işlerde kullanılması, topluma yeniden kazandırılması ve özgürlüğünün kısıtlanarak cezaevlerinde yok edilmemesi gerektiği düşüncesindeyim. Polisiye ve bilim kurgunun bir araya gelmesiyle oluşan bu akıcı eseri elbette tavsiye etmekteyim.
Gevşek bir mizah anlayışıyla kafası dumanlanmış zevat için, kitabın adı, gecekondu mahallelerinin korkulu rüyası olan yıkım ekibinin üst düzey bir amirinin veya iş makinelerinden birinin koltuğuna kurulmuş, ağzında yarısı küllenmiş sigarasıyla, vicdansız olmasa da duyarsız denebilecek bir adet kepçe operatörünün hayatını anlatıyormuş izlenimi uyandırsa da, bahsi edilen yıkımın böyle bir "yıkım" olmadığını söylemek gereksiz.

24. yüzyıldayız; Esper adındaki zihin okuyucular sayesinde, son yetmiş yıldır hiçbir suç vakasına rastlanmamıştır. Suç işlemeye niyetlenenlerin plan veya tasarıları henüz gerçeğe dökülmemişken, "müstakbel fail" yakayı ele vermekte, Esper'lerin elinden kurtulamamakta.

Fakat, dev bir şirketi yönetmekte olan Reich nam bir zat, kendi şirketinin çıkarlarına bir tehdit olarak gördüğü rakip şirketin başındaki kişiyi, azılı düşmanı D'courtney'i öldürmeyi kafasına koyar. Bu planını uygulamak için şirketinin mali gücünü kullanarak "satın aldığı" Esper'lerin yardımı, yanı sıra şirketteki mevkisini ve önüne çıkan türlü fırsatları değerlendirmeye çalışarak işe koyulur. Plan kusursuz gibidir, asla yakalanmayacağına inanmaktadır. Ancak gece uyuduğunda rüyasında beliren biri daha vardır; onu korkudan titreten, dehşete sürükleyen, kabus dolu geceler yaşatan biri: Yüzü Olmayan Adam.

Kurgu şahane, atmosfer ilgi çekici, konunun işlenişi usta işi. Bir "bilim-kurgu"dan fazlasını da beklememek lazım.

Ha, unutmadan, bu türün en önemli ödüllerinden sayılan Hugo Ödülü'nü de alan ilk esermiş. Hoş.
Cyberpunk, bilimkurgunun karanlık geleceğe yöneldiği bir alt türüdür. Cyberpunk'ın gelecek alternatiflerinde gelişen teknoloji, beraberinde değişen yargı değerleriyle birlikte bozuk toplumları, insan ilişkilerini ve düşük yaşam standartlarını getirir. Türün ilk örneği William Gibson'un 80'lerde kaleme aldığı ünlü Sprawl Üçlemesi olarak kabul edilse de 1953 ve 1956'da yazılan iki kitap gelecekteki düşük yaşantılı toplum düzeylerinde geçen "böyle giderse" tahminleriyle hem siberpunkın mihenk taşını oluşturmuş hem de eski gelenekle yeni arasında eşsiz köprüler kurarak modern bilimkurguyu doğurmuştur. Bu iki kitap ise Alfred Bester'ın Yıkıma Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! kitaplarıdır. Alfred Bester, diğer bilimkurgu ustalarına nazaran pek üretken değildir belki ama bu iki muazzam kitap gelecekte yazılacak olan kitapları etkileyeceği gibi bilimkurgunun vazgeçilmez efsanelerine dönüşmüştür. Bester, Moorcock'tan Asimov'a pek çok gelenekten yazarın takdirini kazanmıştır. Ben de 2008 yılında Kaplan! Kaplan!'ı ilk Moorcock'un övgüleri sonucu okumuştum. O zamanlar ön sözün yazarı Neil Gaiman'la tanışmamıştım henüz ve bilimkurguda bu kadar yol katetmemiştim. Şimdi Yıkıma Giden Adamı okumadan evvel Kaplan Kaplan!'ı tekrar okumak istedim ve bazı olayları hatırlamama rağmen kitap etkileyiciliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Bester'ın kurduğu gelecek düzeni aradan 60 yıl geçmesine rağmen hala olası ve insanlık benzer tutkularda. (İyi bilimkurgu yazarları insanı iyi analiz edip insanlığın tutku ve arzuları yönünde, gidişatı da göz önünde bulunduran gelecek tahminleri kurgulamazlar mı zaten?) Gully Foyle ise şüphesiz bilimkurgu camiasının en unutulmaz karakterlerinden. Yıkıcı, ahlaksız, cani, intikam duygusuyla körelmiş, sabit fikirli ve tam bir kaplan. Yazar bize Gully'nin gelişimini sunarken farklı imgelerle değişik sonuçlar çıkarmamıza da olanak tanıyor. Blake'in şiiriyle girdiğiniz bu dünyadan çıkmak kolay değil. Belirsiz sonu ve tahmin edilemez gidişatı iki büyük etken burada. Tekrar okumak büyük zevkti.
Alfred Bester'ın bu kitabı insanı hayrete düşürüyor: okuduğum bilim kurgu kitapları içerisinde hiç birinde, hatta muhteşem Vakıf serisinde bile bu kadar kendine özgü bir atmosfer yok, bence. Polisiye tarzda bir bilim kurgu örneği olarak Yıkıma Giden Adam gerçekten de hızına yetişmesi imkânsız bir tarzda akıp geçiyor, yazarın 19 53'te yarattığı bu evrenin kendine özgülüğü kesinlikle kaybolmadığı gibi sanki bugün yazılmış gibi bir hava da veriyor, okurken neye kime nasıl alışacağımızı bilemeden üst üste imgelerle, tasarımlarla sürekli bir kovalamacanın içerisinde koşturup duruyoruz. Kitap, son yetmiş senedir cinayet işlenmeyen bir zamanda cinayet işlemeyi aklına koymuş, güçten başı dönmüş Ben Reich'ı ve onun peşine düşenleri rengârenk 24. yüzyıla dair bin türlü olay, kişi ve hatta dil oyunuyla anlatıyor. Bu kadar sıradışı, kendine özgü, şaşırtıcı bir eseri kimse es geçmemeli.
Okuduğum en sıradışı bilimkurgu kitabıydı. İnsan hayati tamamen farklılaşmış ve ortaya "gözetleyiciler" denen, beyin düşüncelerini okuyan bir tür çıkmış. Bi cinayet sonrası polis ve katilin birbirini alaşağı etme çabaları ütopik bi şekilde anlatılıyor.
Kitap çok akıcı ve sürükleyici. Güzel kurgulanmış bir bilim kurgu romanı. Kitabın üzerine biraz düşünülürse birkaç teknik hata bulunabilir ama bu hali de kesinlikle vasat değil; hele ki kitabın 1956'da yayımlandığını düşünürsek. Beni tek yoran tarafı kitabı okurken kahramanların duygu, düşüncelerini tam olarak kavrayamamak.
Özel hayat sınırlarımız gün geçtikçe daralıyor. Pek çok anımızı paylaşmak akıllara farklı bir big brother kavramı getiriyor. Peki bunlar bizim isteğimizden çıksa hatta görüntülenmenin de ötesine ulaşıp aklımızdan geçenleri bütünüyle okuma boyutuna ulaşsa.
24. Yüzyıl geleceğinde esper adı verilen gözetmenlerin insanların düşüncelerini okumasıyla olası suçlar önceden engellenirken bu sanatın yeni avantajlar için kullanmaması da bir taraftan önlenmeye çalışılmaktadır. Ancak Ben Reich 70 yıldır adı bile duyulmamış bir suç işlemeye kararlıdır. İnsan güç kazandıkça daha çoğunu istemeye meyillidir ve güç aynı zamanda daha çoğunu kazanma kudreti de verir. Gücü kaybetme korkusu saplantıya dönüştükçe saplantıları hayata geçirme hırsı Ben Reich'ı bakın nasıl da kör eder ve amacına ulaşmak için o artık her şeyi yapmaya kararlıdır.
Alfred Bester'dan benzersiz bir kitap ve unutulmaz bir karakter daha. Muntazam bir kurgunun üzerine inşa edilmiş alışılmışın çok ötesinde olay örgüsüyle beklenmedik gelişmeler merakınızı okuma süresince taze tutarken zeka ve mizahı ihmal etmiyor yazar. Sıradışı karakterlerini de başarıyla yansıtıyor. Olaylarla anlatım birebir örtüşüyor ki bu bence yazarın her iki kitabında da en belirgin ve onu diğerlerinden ayıran yeteneği. Karakterin ruh halini "suçlu bir öfke" gibi nice güzel tamlamalarla tasvir ediyor. Üslubundaki hırçınlık ve mizahla çok keyifli bir kontras sunuyor. Tarzını o kadar sevdim ki hayatım boyunca hiç sıkılmadan Alfred Bester okuyabilirim. Keşke yüzlerce kitabı olsaydı ve biz onu hep okusaydık. Barış Tanyeri'nin çevirilerini zaten hep çok severim ve bu kitapta da yazarın anlatımına paralel iyi bir çeviri sunmuş bizlere. Yıkım'a Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! en son 2000'de 6.45'ten çıkmıştı ve 17 yıldır bu kitaba baskı yapılmaması büyük eksiklik. Baskısı yıllardır yapılmamış daha nice bilimkurgu eserleri raflarda tekrar görebilmek dileğiyle
Çevirmeninden dolayı mı desem, yoksa kitabı okumadan gözümde cok mu büyüttüm bilmiyorum ama bir türlü ısınamadım. Yarısına kafar geldim ama eğer bu kitabı bitirmeyi beklersem baya zaman geçecek bu yüzden başka bir zaman devam edeceğim, okumak gelmiyor içimden şimdilik.
Kitap insanoğlunun en büyük hayallerinden biri düşünce gücü ile bir yerden bir yere naklin (sıradan bilim kurgularda ışınlama, çizgi romanlarda teleport, bu kitaptaki adı ile jaunteleme) keşfedilmesi ile başlıyor. Ondan sonra zaten 2400 yılına atlıyoruz.
Saldırıya uğrayan gemisinde mahsur kalan Gully Foyle günler süren beklemenin ardından kendisini almadan geçen "Vorga" isimli geminin ardından intikam ateşi ile yanmaya başlar, olaylar gelişir. Bilim kurgu tekniğinin çok üzerinde bir anlatımla insan ırkının açgözlülüğü ve toplum eleştirisinin düşmanlığı Dünya Klasikleri seviyesinde anlatılmış olması su katılmadık bir bilim kurgu bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Tıpkı bende olduğu gibi... Özellikle ilk 4 bölüm aşırı derecede sıkıcı geldi. Arkasından 5 ve 6 bölüm ile hızlanan tempo, sonrasında giderek düştü ve son bölümde neredeyse dayanılmaz bir hal aldı. Gelecekteki yaşamın kaotik olması klişesini saymazsak (ki kitabın yazıldığı tarih itibari ile bu klişenin öncüsü olabilir, saymayalım) kurgu açısından kusursuz olduğunu söyleyebilirim. http://www.umutcalisan.com/...4/kaplan-kaplan.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Alfred Bester
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 18 Aralık 1913
Ölüm:
Doylestown, Pennsylvania, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Eylül 1987
(1913, New York -1987, Pennsylvania)
Alfred Bester, hukuk okurken yazdığı bir hikâyeyle bilim kurguya girdi. (Broken Axiom - 1939) 1942 yılına kadar on üç öykü daha yazdı; daha sonra DC Comics'lerde Superman ve Batman gibi çizgi romanlarda çalıştı. 4 yıl boyunca çizgi roman senaryoları ve diyalogları hazırladı. Bir süre Captain Marvel'da çalıştıktan sonra radyoya geçerek Charlie Chan ve The Shadow gibi serilerde senaryo yazarı olarak çalıştı.

Hareketli senaryolar yaratarak geçirdiği bu yoğun dönemin ardından 1950 yılında yeniden bilimkurguya yönelerek altı yıl boyunca onu devler arasına sokacak eserlerini yazdı. 50'ler biterken Holiday dergisi için gezi yazıları yazmaya başlamıştı ve uzun süre boyunca derginin editörlerinden biri olarak çalıştı.

1974 yılında tekrar bilim kurgu yazmaya yönelen Bester, The Computer Connection, Golem too, The Deceivers gibi romanların yanı sıra öyküler de yayınladı. Alfred Bester çok üretken bir yazar olmamasına karşın (1960 yılına kadar yalnızca 12 kısa öykü yazmıştı), yazdıklarıyla bilim kurgunun en büyükleri arasında yer alabilirdi. Alfred Bester'in 1953 ve 1956 yıllarında yazdığı iki roman; The Demolished Man ve The Stars My Destination (İngiltere'de Tiger! Tiger! adıyla basılmıştı) gerçek anlamda birer bilim kurgu başyapıtlarıdır. The Demolished Mân'in basit bir konusu vardır; (sanayici Ben Reich bir cinayet işler ve en sonunda telepat dedektif Lincoln Powell tarafmdan yakalanarak, tedavi için bir dizi beyin yıkama operasyonuna tabi tutulur.) Romanı olağanüstü kılan ayrıntılar, kurgu ve anlatımdır. Tiger! Tiger! da tıpkı The Demolished Man gibi Jacobean intikam tiyatrosunun bilimkurgudaki karşıtıdır.

Amerika Bilim Kurgu ve Fantasy Yazarları tarafından Büyük Usta unvanını kazanan Alfred Bester, tüm yaşamı boyunca bir New York'lu olmasına rağmen 1987 yılında Pennsylvania'da öldü.
Bilim kurgu alanında James Blish ve Michael Moorcock gibi iki ayrı uçta yer alan yazarları bile etkilemiş olan Alfred Bester, belki de farkında olmadan eski bilim kurgu ile yeni dalga arasında bir köprü kurmuş, her ikisinin de mihenk taşlarını oluşturmuştur.

Romanlar:
1951 The Demolished Man (Anarşist, 24. Yüzyılda Cinayet, Yıkım'a Giden Adam)
1953 Who He? / The Rat Race
1956 Tiger! Tiger! / The Stars, My Destination (Kaplan! Kaplan!)
1975 The Computer Connection / Extro
1980 Golem 100
1981 The Deceivers
1991 Tender Loving Rage
1998 Psychoshop (Roger Zelazny ile birlikte)
2008 The Flowered Thundermug: A Science Fiction Comedy

Toplu Öyküler:
1958 Starburst
1964 The Dark Side of the Earth
1976 Star Light, Star Bright: The Short Fiction of Alfred Bester, Volume 2
1976 Starlight: The Great Short Fiction of Alfred Bester
1976 The Light Fantastic Volume 1: The Short Fiction of Alfred Bester
1976 The Light Fantastic Volume 2: The Short Fiction of Alfred Bester
1997 Virtual Unrealities
2000 Redemolished

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 292 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 384 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.