“Bütün kavramların birbirine geçmesiyle ,insanın kendisi için bir cümle bulması ,içinden söylediğinde yaşamasına yardımcı olan o cümleyi bulması gitgide zorlaşıyordu…”
“Ve içimizde dünyaya dair muğlak ,geniş bir hafıza vardı;hemen hemen her şeyle ilgili aklımızda yer eden birtakım sözler ,kelimeler,ayrıntılar,isimlerden ibaretti,sonradan ‘hatırlıyorum’ dedirten şeyler.Lakin hakiki anılar değildi bunlar ;başka bir şeyi öyle adlandırıyorduk,bunlar olsa olsa zaman belirteçleriydi…”
“Gece başımızı gökyüzüne kaldırdığımızda Ay’ın enginliğini ve fokur fokur kaynayışını içimizde hissettiğimiz dünyanın ,milyarlarca insanın üzerinde her zamanki yerinde parladığını görüyorduk.Bilinç ,gezegenin tamamını içine alarak diğer galaksilere doğru genişliyordu.Sonsuzluk muhayyel olmaktan çıkıyordu.Tam da bu yüzden,günün birinde öleceğimizi düşünmek tasavvur edilemez geliyordu…”