Başkarakterimiz Veronika, her şeye sahip, güzel olmasından mütevellit iyi ilişkiler yaşamış bir kız ve hayatının monotonluğundan şikayetçi olan bu kızımız intihar etme eylemine pek bir hevesli. Hayatında gözle görünür bir problem olmamasına rağmen buhrana düşen kızımız bana biraz şımarık geldi. Ayrıca intihar etme psikolojisinin "ya şu hapları atmadan önce şu yazıya bir bakayım ya, hiç de ilgimi böyle şeyler çekmez ama yine de bir bakayım" dedirttirmeyeceği açık. Dediğim gibi eğer bu tarz bir yaklaşım ile intihara eriştiyse kızımız gerçekten şımarık.... Yazar da Veronika üzerinden bizlere "yaşayın, yaşama tutunun" mesajını vermeye çalışıyor. (Bu mesajı verirken hayatta intihar etmek için binlerce sebebi olan insanları es geçip dertsiz Veronika'yı merkeze alması ironik.) Bu mesajı verirken de hastanedeki çeşitli hastaların öyküleri ile de çeşitlendiriyor. Fakat benim gözlemlediğim bir çelişkidir ki, bu mesajı vermekte aracı olarak kullandığı kişi Veronika, o zaten hayatı yaşıyor. Yani diğer karakterler daha olağanken intihar eylemine bu kadar uzak olması gereken Veronika, verilmek istenen mesaj için iyi bir taşıyıcı olamıyor. İyileşmek içinse bu monotonluktan kurtulup hastaneye yatması yeterli oluyor. Burada doktorumuz ona ölüm bilincini aşılamaya çalışıyor ama bence veronika sadece konum değiştirdiği için, hayatına yeni bir heyecan kattığı için iyileşiyor, çünkü onun şikayeti de tam olarak buydu zaten, monotonluk... Ayrıca her şeye sahip olmaktan sıkılan kızımızın hemen aşkı bulması da ilginç, belki erkek karakterimiz şizofren rolü yaptığından Veronika'ya "farklı" gelmiştir. Bütün bunların sonucu olarak demek istediğim şudur ki, anlam arayışı belirli bir refah söz konusu ise sizi intihara sürükleyebilir. İnsana dert olduğu kadar dertsizlikte yüktür ama insan kendisi