Hâl böyle olunca Arapçanın nasıl bir dil olduğunu anlama konusunda biraz gayret göstermek gerekir. Tabii çok geniş bir konu olan bu mevzuyu her boyutu ile ele almak imkansızdır. Ancak burada Arapçanın bazı temel özelliğine dikkatleri çekeceğiz.
Arapça için söylenebilecek en önemli özelliklerden birisi onun çok zengin bir kelime hazinesine sahip olmasıdır. Çok sistemli bir gramerinin olması, en ince ayrıntılara kadar kelime yapılarının ortaya konması; müzekker, müennes ayrımlarının bulunması, her duruma uygun zamirlerinin kullanılması ve daha birçok özellik sayılabilir.
Arapçanın zengin kelime hazinesine birkaç örnek vermek gerekirse: Işığın 21, yılın/senenin 24, güneşin 29, bulutun 50, karanlığın 52, yağmurun 64, kuyunun 88, suyun 170, yılanın 100, devenin 255, aslanın 350 farklı isminin olduğunu söyleyebiliriz. [720] En ufak bir durum değişikliğinde isim değişmekte; o ismin anlamını bilen biri, sözün manasını daha iyi kavramaktadır.
Bu kadar zengin kelime hazinesinin ilahî kelam olan Kur’ân’a nasıl yansıdığına gelince çok daha farklı bir tablo ile karşılaşmaktayız: 30 cüz, 114 sûre, 6236 ayetten [721] müteşekkil olan Kur’ân-ı Hâkim; 77.807 kelimeden oluşmakta, bu kelimeler 11.794 muhtelif sığalardan elde edilmekte ve sadece 1771 kök kelimeden türetilmektedir. [722] Bir an bu veriler üzerinde insan tefekkür etse milâdî 6. asırda, 23 yıllık bir zaman diliminde, özel muhataplara ve özel durumlara bağlı olarak inen bu ayetlerin kıyamete kadar nasıl insanlığın tüm dertlerine derman olabilecek bir potansiyeli bünyesinde barındırması insanı aciz bırakmaktadır. O gün insanların kullandığı dil ve kelimeler üzerinden onlarla konuşan Kur’ân, onlara meydan okumakta ve asla bir benzerinin oluşturulamayacağı hakikatinin altını çizmektedir. [723]