Karlı Bir Gece Vakti...
Genelde bir kitabı okuyup bitirdiğimde elle tutulur, somut, bariz duygular hissederim. Bir kitabı birkaç kelimeyle özetleyebilirim. Ama bu kitapta böyle olmadı. Kitabı tanımlayacak birçok cümle geçiyor zihnimden. Sevdiğim yanları, eleştirdiğim noktaları, olumsuz bulduğum yönleri, hayran kaldığım cümleleri... Tek tek dönüp duruyor zihnimde. Toparlayamadığım her bir kelime yazacağım incelemenin ne boyutta korkunç olacağını gösteriyor sanki biraz da. Ancak kararım kesin, yazacağım bir şeyler.
Öncelikle ilk defa benim adımda baş karakterin olduğu bir kitap okudum. Bu, tahminimden de güzel ve hoş hissettirdi.
Kitabın gerçekçiliği muhteşemdi. Gerçek kişilerin yer aldığı, gerçek olayların anlatıldığı kitapları her zaman çok sevmişimdir. Hele hele yazarın kendisini içine yerleştirdiği romanlara bayılırım. Bu açıdan da takdirimi kazandı.
Bunlar dışında Türk yazarların en sevmediğim, hatta uyuz olduğum karakterleriyle yüzleşmek beni bir miktar üzdü. İki ucu belirtirken kendi rahatlıklarının, yerine göre gevşekliklerinin, bazı noktalarda sınır bilmezliklerinin güzel olduğunu düşünüp öne çıkarmaları beni her zaman rahatsız etmiştir. Burada da böyleydi. Çoğu yerde objektif bir yaklaşımla yazılmış olsa da satırlar, zaman zaman bahsettiğim karakterlerin kendisini bariz bir şekilde göstermesi beni irite etti. Evet, mümin duracağı safı iyi bilen ve o safta durma becerisi gösterebilen kişidir. Şu gavurdan şunu alayım, bu kâfir bunu demiş hadi onu da alayım, bizim kitapta da bu yazıyor ama bak bu güzel bunu da alalım kafası bir zaman sonra çorba kazanı olur ki ondan bir şey ayıklamak zordur. Kitaplar anne sütü gibidir. Ben süzgeçten geçirip alıyorum dersiniz ama öyle değildir. O süt midenize girdikten bir zaman sonra benliğinize işler. Bu sebeple ne okuduğunuza,