Onun talihi unutulmak, fark edilmemekti. Sanki masallardaki o sihirli külah cinsinden, görünmemenin sırrına sahipti. Onu herkes fırsat düştükçe günde bir kaç defa unuturdu.
Garip bir adamdı. Hiç kimse onun kadar kolaylıkla insan tanıyamazdı. Her gördüğüne emniyet telkin eder, yanında konuşulan her işi ahlâka uygun tarafı olmamak şartıyla, canla benimserdi. Fakat bu alakadan istifadeyi hiç düşünmez, kirli elbiseleri, saçı sakalı karışık yüzü, yırtık cübbesiyle garip bir istiğna içinde yaşardı.
Fakat o akşam Behçet'in hiddetten, ıstıraptan, korkudan değişmiş yüzü, hâlinden akan zavallılık bu müphem ümitleri de dağılmıştı. Bu adamı bırakmayacaktı. Sonuna kadar onun yanında, onun karısı olarak kalacaktı. İşin bu tarafı kendi içinde hâlledilince Atiye kocasına daha yakından dikkat etmeye başladı. Onu beğenebileceği bir hâle sokmak çarelerini aradı, ona müşterek hayatlarını bu perisanlıktan kurtaracak bir ufuk bulmaya çalıştı.
Mademki aşkın kapısı onlara kapalıydı, o hâlde başka kapıları açmak lâzımdı.