O, evden sadece kendi hayatının artık elde ettiğini sandığı şuurunu götürecekti. Yazık ki içinde bu birdenbire alevlenen hayat ışığı uzun zaman sürmedi. O, bir şevki sonuna kadar sürdürenlerden değildi...
Acımak için ölümün tecrübesi yetmezdi; kuru mısır ekmeğinin de acısını tatmak lâzımdı. Bu yüzden onun için dünya ikiye ayrılıyordu. Hâlbuki kitaplar, sevginin birleştirici bir şey olduğunu yazıyorlardı. Evet, kitaplar ne derse desin, dünya ikiye ayrılıyordu.
Her doğuş gibi, bu da zahmetliydi. Sevginin, merhametin eşiğini atlayanlar, ıstırabın gömleğini de kendiliğinden giyinirler. Acımak, söylendiği kadar kolay bir şey değildi. İnsanın her tattığı şey, içinde bir bıçak gibi çalışıyordu.