Ölmeye doğanlar sanatçıdır. Öleceklerini bile bile doğanlar! Kendileridir heykel, müzik, resim, sinema. Hiçbir şey yapmadan da sanatçı olunur. Hiçbir şey üretmeden. Sadece hayatı bir sanat haline getirerek de sanatçı olunur.
Artık zamanı geldi. Artık acı zamanı. Şiddetin şiiri duyulmalı. “Cash from Chaos” günlerindeki gibi. Kargaşa başlamalı. İnsanlar ağlamalı. Dünya, üstündekileri kusturacak kadar hızlı dönmeli. Perde aralanıp içeriye kanın soğuk kokusu yayılmalı. İftiralar, takipler, tahminler, tehditler, intikam yeminleri megafonlardan evlere sızmalı. Görünmez adamların barbecue partilerinde Üçüncü Dünya ülkelerine biçtikleri kefen yırtılmalı. Arkasında hiçbir teşkilatlı güç bulunmayan parmak, tetiği çekip tek başına bir insanın sahip olabileceği bütün deliliği göstermeli. Uyuyan halkların yataktan düşme zamanı geldi. Gözkapaklanın jiletlerle kesilmesinin zamanı. Ebedî uykusuzluk zamanı.
Ne ölüm, ne de hayat!
Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi.
İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanmadım. Bir türlü inanamadim...
Bütün hayat bir ilüzyon. Benim gibi, Kayra gibi...