Kimse bir efsane olarak doğmaz. Bütün bebekler, ister bir samanlıkta doğsunlar ister bir sarayda, yaşamak için aynı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi insanlar, sonrasında kendilerini birer efsaneye dönüştürecek kadar zekidir. Kimileri de başkalarını efsaneye dönüştürür. Yine de efsane dediğiniz, çirkin ve sıkıcı olanı örtmek için kullanılan bir perde değil de nedir? İnsanlar çoğu zaman çirkin ve sıkıcıdır. Bazıları için ikisi birden geçerlidir. Dünya da öyledir. Dünya çirkin ve sıkıcı olmasa, efsanelere ihtiyacımız olmazdı.
Mutluluk, derdim ben de Fabienne’e, insanın her gününü, dört gözle yarını, gelecek ayı, gelecek yılı beklemeden ve her gününü dün olmasına engel olmaya çalışarak durdurmaya uğraşmadan geçirmesidir.
Çoğu zaman yaşamanın bir taş-kağıt-makas oyununa benzediğini düşünürüm: kader umudu alt eder, umut cehaleti ve cehalet de kaderi. Ya da zihnimi meşgul eden haliyle: Kaderciler umutluları, umutlular cahilleri ve cahiller de kadercileri cezbeder.
Aşık da oldum, nefretle de doldum. Ben yağmur ve buz adamıyım. Önceleri şair olduğumdan emindim. Sonra savaş çıkageldi ve beni sonsuza dek değiştirdi. İşte böylece asker, mahkum ve vatansız oldum.