İnsan ölümsüzlük ve ebedî âlem için yaratıldığı için insan fiillerinin kalıcı, bağlayıcı ve ebedî neticeleri vardır ve sadece eskatolojik gerçeklikler sayesinde insan bunlara odaklanabilir.
İslâm, evli rahipler toplumu gibidir; her bir fert doğrudan Allah'a karşı sorumludur ve dinine bu dünyadan elini eteğini çekerek değil, evlilik kurumu dâhil olmak üzere çeşitli vasıtalarla dünyaya katılarak bağlıdır.
Biri gelip yârin kapısını çaldı. Yâri içeriden "Ey kendisine itimat edilen! Kimsin?" diye sordu.
Kapıyı çalan "Benim!" deyince yâri "Git, senin için içeriye girme zamanı değildir. Böyle bir mânevi nimetler sofrasında ham ervâha yer yoktur." cevabını verdi.
Pişmemiş, yani kemâle ermemiş olanı hicran ve firâk ateşinden başka hangi vasıta pişkinleştirir ve onu mânevî nifaktan kurtarabilir.
O zavallı kapıdan döndü ve bir sene seferde bulunup yârin firâk ve iştiyakı kıvılcımlarıyla tutuştu, yandı.
O yanık âşık, pişkinleşti ve geri döndü. Tekrar yârin hânesi tarafına geldi.
Dudağından terbiyesizce bir söz fırlamasın diye yüz korku ve edep ile kapının halkasını vurdu.
Yâri "Kapıda olan kimdir?" diye sorunca "Ey gönlümü almış olan! Kapıdaki de Sensin." cevabını verdi.