Uygar insan, rüyalarında tinsel ihtiyacını açığa çıkarır.
Modern bilim, gökleri arındırdığında orada Tanrı’yı bulmadı. Bazı bilim insanları İsa’nın dirilişinin, tüm bu şeylerin bakireden doğumunun, mucizelerin Hristiyanlık düşüncesini çağlar boyunca besleyen güzel hikâyeler olmakla birlikte doğru olmadıklarını söylüyorlar. Ancak ben de şunu diyorum: Milyonlarca insanın nesiller boyunca taşıdığı bu fikirlerin muazzam ve ebedi psikolojik hakikatler olduğu gerçeğini gözden kaçırmayın.
Bu hakikate, psikolojinin gördüğü şekilde bakalım. İşte önyargısız, lekesiz, bozulmamış; bir bakireyle sembolize edilen insan zihni. Üstelik insanın bakire zihni, Tanrı’nın kendisini doğurabilir.
“Göklerin krallığı içinizdedir.” Bu, muazzam bir psikolojik hakikattir. Hristiyanlık, güzel bir psikoterapi sistemidir. Ruhun ıstırabını iyileştirir.
Binlerce hasta ile tecrübeme dayanarak, günümüzün psikolojik sorununun tinsel bir sorun, dinî bir sorun olduğuna ikna oldum. Günümüz insanı, içindeki ruhsal kuvvetlerle güvenli bir ilişkiye açıktır. Modern dünyanın zorluklarından geri tepen bilinçli, güvenli tinsel koşullarla kurulacak bir ilişkiden yoksundur. Bu onu nevrotik hale getirir, hasta eder, korkutur. Bilim ona Tanrı’nın olmadığını ve var olan tek şeyin madde olduğunu söylemiştir. Bu, insanlığın çiçeğini soldurmuş, güvenli bir dünyadaki esenlik ve güvenlik hissini elinden almıştır.
“Kliniğimdeki bir şizofren bir keresinde bana, güneşte bir boru bulunduğunu, rüzgârın buradan üflediğini açıklamıştı. Uzun yıllar sonra güneş borusundan gelen rüzgârla ilgili çok eski bir miti bilim dünyasına ilk kez anlatan bir papirüs keşfedildi”
Tüm halkların ve zamanların bir kahramanı olmuştur, peki bizim kahramanımız kim? İsa kimin için yaşıyor? Benim için değil. Sonra soru neredeyse kendi kendisini sordu: ‘Senin mitin hangisi?’ Bu sorunun yanıtı yoktu. Derhal bastırdım, ayaklarımla çiğnedim.”