bir akşam üstü kıyılara çıkmıştık, şöyle bir durmak ne güzeldi
bir pencere açıldı
bir bardak ekşi erik rakısı içildi
sanki bir defaya mahsus olmak üzere dünyaya bakıldı. sonra
balkonlar eski rengine boyandı ve güneş gözlükleri
çıkarıldı
yeryüzü anlatıldı, dinledik
karışık olduk bir süre. gözlerimizi
sallantılı bir denize bırakır gibi içimize bıraktık
sandallar bir yükü boşalttılar yani
bir kenti boşalttılar, eviçlerinin
karışık, durmaz halini
sonsuzduk. bir sonsuz adam denirse bize
ve çılgın bir gemicinin diliyle söylersek
küçücük bir seren direğinden kocaman
dünyamız görünürdü.
sonra herşey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin, birdenbire
çirkindi
bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
eller bir soğuk el resmine girip dondular
ay çürüdü
her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar
o kaldı
bir o kaldı: gelişen korku