Savaş bana erkeklerin budalaca bir seçimi gibi gelmiştir hep. Ne kazanırlarsa kazansınlar, ölmeden önce tadını çıkaracakları bir elin parmakları kadar sene oluyor önlerinde.
Yalnız bir yaşamda, bir başka ruhun sizinkinin yanına damladığı ender anlar vardır, yıldızların senede bir defa yeryüzüne sürünüp geçmesi gibi. Daidalos da benim için öyle bir takımyıldızdı.
Büyücülüğün ne olmadığını söyleyeyim: Bir düşünce ve bir göz kırpışıyla gelen ilahi güç değil. Yapılması , üstünde çalışılması, planlanması, araştırılması, kazılıp çıkarılması, kurutulması, doğranıp öğütülmesi, pişirilmesi, onunla konuşulması, ona şarkı söylenmesi gerekiyor. Bütün bunların ardından bile başarısız olabilir, tanrılarsa başarısız olmaz.
Kafeste beslenen bir kuş gibi olmayacağım, diye düşündüm. Kafesin kapısı açıkken bile uçmayacak kadar aptal olmayacağım.
Ormana ayak bastım ve hayatım başladı.
Tüm bu başa çıkma stratejileri, çekeceğimiz ani acıyı geciktirerek geçmiş travmamızı yeniden yaşamaktan kaçınmamızı sağlar. Ancak fiziksel, duygusal ve ruhsal istek ve ihtiyaçlarımızı karşılamada bize yardım etmezler. İhtiyaçlarımız sürekli olarak karşılanmadığı zaman acımızla kopukluğumuz birleşir. Kendini koruma, kendine ihanete yol açar. Bu kolayca sıkışabileceğimiz bir döngüdür. çözülmemişti travma döngüsü, uyumsuz başa çıkma, davranışlarının tekrarlanması ve kendini reddetmenin sürekliliği, acının, eninde sonunda bizi hasta edebileceğinin, zihnimizde ve bedenimizde yaşamasına izin verir.