Victor Hugo bu kitabında; bir idam mahkûmunun başından geçenleri yalın ve sade bir dille anlatıyor, idam cezasıyla alakalı fikirlerini eleştirel bir dille farklı kişilerin gözünden okura sunuyor.
Spoiler içerebilir :)
Bir Trajedinin Komedisi!
Kitabın bir bölümünde tiyatro oyunu oynanıyor. Yazar burada okurla akıl oyunu oynuyor. Victor Hugo bu oyunda kitabını tartışmaya açıyor ve toplumu temsilen oyuna katılan katılımcılar üzerinden toplumu derin bir şekilde eşleştiriyor. Bunu, oyundaki 'zayıf adam' karakterinin;
- "Şu anda idam cezasını yürürlükten kaldırmak istiyorlar ve bunun için zalim, ahlaksız, zevksiz romanlar yazıyorlar. 'Bir İdam Mahkûmunun Son Günü' ha? Hah!"
söyleminden çıkarabiliyoruz. Victor Hugo'nun bunu 'zayıf adam' a söyletmesi de eleştirisine ayrı bir incelik katıyor.
Victor Hugo kitabi birçok farklı kişinin veya kesimin gözünden kaleme almış (idam mahkumu, onun ailesi, cezaevi çalışanları, din görevlisi, toplum, cellat, diğer hükümlüler...) Şimdi yazarın gözünden bu kişilerin idama nasıl yaklaştıklarına değinmek istiyorum.
İdam mahkumu; kitabın kahramanı, olay onun üzerinden gelişiyor. Hakkında verilen idam kararı onu umutsuzluğa sürüklemiş , çok karamsar bir kişiliğe büründürmüş. İçinde yaşadığı durumu kabullenmeye çalışıyor. Son anına kadar umudunu yitirmek istemiyor. Aynı zamanda ailesinin özellikle kızının geleceği adına çok üzülüyor. İdam Mahkûmu hapishanede öyle bir hâl alıyor ki son ziyaretine gelen kızı artık onu tanıyamıyor. Kitabın bir bölümünde kendi içinde özgürlükle ölüm arasında seçim yapmaya çalışıyor. Başta ölümü tercih etse de idam günü yaklaştıkça ölmektense ömür boyu kürek cezasını kabul edebileceğini düşünüyor. Bunun sebebinin yaşadığı korku olduğunu düşünüyorum, korktuğu şey belki sadece ölümü değildir. Ölümünü sabırsızlıkla