"Kim derdi ki," dedi sonra, "böyle berbat, toprak bir yoldan böyle bir şeye çıkılsın."
"Belki yolun berbat olmasının nedeni de budur. "
"Gözlerden saklı olsun diye mi? "
"Evet. Belki de işe yarıyordur." ÇırakTess Gerritsen
Ders kitaplarında, asıl açlık duyduğumuz bilgilerden eser yoktur. Genelde askeri stratejileri ve savaş muhaberelerini öğretiyorlar bize. Hangi general ne kadar dahiymiş; hangi ordu ne kadar güçlüymüş. Zırhlı adamların resimlerini gösteriyolar bize, kaslı vücutları savaş meydanında gerilmiş. At sırtındaki komutanların, biçilmeyi bekleyen buğday tarlaları gibi sıralanmış askerlerine tepeden baktığı tablo görüyoruz. Muzaffer orduların güzergahını gösteren haritalara bakıyor, kral ve vatan adına söylenmiş savaş türkülerini okuyoruz. Askerlerin kanıyla yazılmış zaferler koca koca harflerle yazılıyor tarihe.
Oysa kimsenin kadınlardan söz ettiği yok. Ama hepimiz biliyoruz onların da orada olduklarını. Yumuşacık tenleri ve hoş kokularıyla tarihin yaprakları arasında saklanıyorlar. Sözünü etmesek de çok iyi biliyoruz ki, savaşın vahşeti sadece muhabere meydanlarıyla sınırlı değil. Son düşman askeri düşüp savaş kazanıldıktan sonra muzaffer ordunun yöneldiği ilk şey ele geçirilen ülkenin kadınları oluyordu.
Her zaman böyle olmuştur. Bu vahşi gerçeğin tarih kitaplarında yer almaması bunun olmadığını göstermez. ÇırakTess Gerritsen
Hepimiz bundan ibaret değil miydik? Bir dizi kimyasal halkadan oluşmuş bir kolye. Madem öyle ruhumuz bu çifte sarmalın neresinde duruyordu? ÇırakTess Gerritsen
Zekice şeyler söyleyebilmek için kitap okumak ya da göz korkutucu bir kütüphaneye sahip olmak, sadece komşularını etkilemek için bir bahçeye sahip olmaya benzer.
Oysa aileni doyurmak için bahçecilikle uğraşmaya ne dersin? Stoacının Günlüğü