Reşat Nuri ile münasebetim daha ziyade hikayeleri üzerinden ilerlemişti, zannediyorum okuduğum ilk romanı oldu Acımak. Tabii dili, karakterleri ve olayları hemen hemen aynı. Gayet akıcı, önemli eleştiriler ve taşlamalar içeriyor ve yine yine öğretmen bir ana karaktere sahip.
Toplumun her parçasının ayrı ayrı bozulduğu, insanların ne kadar aşağı seviyelere düşebildiği ve aile içerisinde olması gerekenle aslında olanın neler olduğu gözler önüne seriliyor. Bununla beraber Acımak, gerçekten de acı bir roman. Okudukça karakterin hâline üzülüyor, bu kadarı da olmaz artık diyorsunuz. Dertlere devalar aramaya çalışıyor, tüm ihtimalleri düşünüyorsunuz. Ee okurda bu denli duygu değişimi yaratan ve onu karakterle beraber yaşamaya, hissetmeye, düşünmeye sevk eden bir roman; şüphesiz ki başarılı bir romandır. Şimdi de biraz içeriğine geçelim.
Olay akışı Muallime Zehra Hanım'ın ne kadar örnek bir öğretmen olduğuyla başlıyor ve babası Mürşit Efendi'nin ölümüyle beraber, babasının hatıra defterini okumasıyla devam ediyor. Yaşadıkları dolayısıyla kimin, neden, ne özelliklere sahip olduğunu; bunun yanı sıra bir insanın nelere katlanabileceği veya ne kadar zillete düşebileceğini de bu hatıralar aracılığıyla idrak etmiş oluyoruz. Mürşit Efendi gayet idealist, çalışkan ve namuslu bir adamken memuriyet sürecinde başına gelenlerle beraber biraz değişiyor. Peşi sıra bir evlilik yapıyor ve hayatının dönüm noktası oluyor. Zannediyor ki kaynanası ve karısı dünyanın en iyi, en melek iki insanı. Heyhat yanılıyor, bu iki kadın adamcağızın başını yiyorlar ve tüm hayatını resmen elinden alıyorlar. Çocuklarıyla arasını açıyor, diğer insanlara onu kötü gösteriyor ve binbir borca batırıyorlar. Tabii Zehra ile beraber biz de kitabın başından beri nefret ettiğimiz ve bu nasıl adam ki ailesini berbat