Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde araba kullanmakta olan bir adam trafik ışıklarında beklerken aniden kör olur. “Beyaz körlük” diye adlandırılacak olan bu hastalığın ilk kurbanı olmuştur. Karanlığın değil, sonsuz bir beyazlığın içine çekilmiştir; kendini bir "süt denizinde gibi" hissetmektedir. Beyaz körlük, bir salgın haline gelerek önce bir oto hırsızına, sonra bir göz doktoruna, sonra da bir otelde partneriyle birlikte seks yapan genç bir kıza ve hızla başkalarına bulaşır. Kör olanlar hükûmet yetkilileri tarafından bir akıl hastanesinde karantinaya alınır. Onlara, ülkenin geleceği için bu fedakârlığı yapmaları gerektiği söylenir. Ancak güvenlik güçleri, körler ile temas etmekten çekindiği için içeride kontrolü sağlayamazlar. Bu nedenle dışarısı ile tüm bağları kesilen körler ölüme terk edilirler ve zor koşularda bir yaşam mücadelesi vermeye başlarlar.
İlk kör olanlardan biri olan göz doktorunun eşi, kocasını yalnız bırakmak istemediğinden, kör olduğu yalanını söyleyerek içeri girer. Doktorun eşi, orada gözleri gören tek kişidir ve her an kendisinin de kör olacağı korkusuyla yaşar. Görebildiğini herkesten gizler.
Kısa sürede içerisi, yeni gelenlerle birlikte çok kalabalıklaşır. İçeridekilerin seslerini hükûmet yetkililerine duyurma girişimleri, bir kişinin ölümü ile sonuçlanır. İçeride insanların bencillikleri yavaş yavaş ortaya çıkar. Bir grup erkeğin çeteleştiği ve adaletsizlik yaptığı görülür. Bu erkek çetesi, yetkililerin bıraktığı kasalardaki yiyecek ve erzaklara el koyarlar ve kendi kafalarınca içeridekilere dağıtmaya başlarlar. Kimse de buna bir şey diyemez.
Aradan biraz zaman geçer. Bu erkek çetesi, içeridekilerden kendilerine ''kadın'' getirmelerini isterler. Amaçları ise gayet anlaşılabilir ve açıktır. Getirmemeleri durumunda bir