Erken Cumhuriyet rejimi döneminin ulus-devlet inşa süreçlerindeki milletleri homojenleştirme pratikleri, uzun yıllar süren kültürel inkâr politikaları ve özellikle 1984 sonrasındaki sıcak çatışma sarmalı, tüm devlet mekanizmasının tek bir amaca kilitlendiği bir "beka" anlatısını çok güçlü şekilde besledi. Cumhuriyet elitlerinin en büyük yapısal korkusu, ülkede bir sosyalist devrim olmasıydı. Erken Cumhuriyet'in temel iktisadi misyonu bir "milli burjuvazi" yaratmaktı. Bunun ana yakıtı da 1915 tehciri ve 1923 mübadelesinden kalan gayrimüslim mülkleriydi (Emval-i Metruke). 1942'deki Varlık Vergisi de bu sermaye transferinin zirve noktasıydı. Eğer Türkiye Sovyet blokuna dahil olsaydı ya da içeride bir sosyalist dönüşüm yaşansaydı, özel mülkiyet tasfiye edilecek, kamulaştırma yapılacak ve o mülklerin üzerine oturan yeni zengin yerli burjuvazi yok olacaktı. Dolayısıyla antikomünizm, vatan savunmasından ziyade bir sınıfsal mülkiyet savunmasıydı. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı boyunca izlediği "aktif tarafsızlık" politikasının Nazi Almanyası ile olan ekonomik ve diplomatik işbirliği boyutu tarihsel bir vakadır. Krom Ticareti ve 1941 Paktı: Türkiye, Nazi Almanyası'nın savaş sanayisi için hayati olan kromu Almanya'ya satmaya devam etti (Clodius Anlaşması). Hatta Barbarossa Harekatı'ndan sadece birkaç gün önce, 18 Haziran 1941'de Berlin ile bir Dostluk ve Saldırmazlık Paktı imzaladı. 1936 Montrö ve Sovyet Desteği: Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov’un Montrö’de Türkiye’ye verdiği destek hayatiydi. Çünkü Moskova, İngiliz ve Fransız donanmalarının Karadeniz’e serbestçe girmesini engellemek için Boğazlar kontrolünün (uluslararası bir komisyonda kalmasındansa) Türkiye’ye verilmesini kendi güvenliği için daha doğru buluyordu. Selim Sarper’in o meşhur 7 Haziran 1945 Moskova
Tarih
Ben, anlatımlarımla sizleri büyük bir değişime sevk edebileceğimi iddia etmiyorum. Çünkü bu yoğun kötücül düzen bir günde oluşmadı. Bunun tek bir sebebi, tek bir kaynağı da yoktur. Sesten görsele, zihinden kalplere kadar her şey kademeli olarak zehirlendi. Suç zehirlenmiş olanlarda değil, zehrin kaynağındadır. Suç sizin eylemlerinizde de değil. Her ne kadar meta ve gereçler uğruna birbirinizle yarışa girmiş olmanızdan hoşnut olmasam da suçun kaynağı maalesef siz değilsiniz. Rezidans hayatlara da şahitlik ettim, rezidans hayatlara ulaşmak için mücadele veren hayatlara da... Her ortamda sessiz bir gözlemci oldum. Bununla birlikte, bir çare bulucu olmak da istedim. Ne kadar soyut bir eylem gibi görünse de bunun en somut örneğini sizlere vereyim: İnsanların düşünme yetisini dahi ellerinden almaya çalıştılar. "Düşünürsen heder olursun." dediler. Korkuttular. Bunu kimi zaman uzmanı söyledi, kimi zaman da ezberden konuşanlar... Lakin bu doğru değil. Evet, düşünmeliyiz. Düşünmekten, zihnin ve kalbin senkronundan kaçmamalıyız. Zira düşünenler Hakk'ı bulur; meta ve gereçlerde değil, hayırda ve iyide yarışırlar. Makul bir hayat talep eder, makul ve sade bir hayat yaşarlar. İşte size anahtar... Serhat Tekin 17.06.2026 ✨✍️
Duygu ve Düşünce
Reklam
Gönülde buldum esrâr-ı Üveysi, Üveysîyim, üveysîyim, üveysî. Ki oldum aşkının Leylâ vü Kaysı, Üveysîyim, üveysîyim, üveysî. Üsküdârî Şeyh Osman Şems
Eğer bilmiyorsanız, zikir ehlinden sorun. Sûre-i Nahl 43
Hayal edin herşey gerçek olmaya mahkumdur. Muhyiddin İbn Arabi
MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ 1.Korkaktırlar | Tevbe 56 2.Cihad'dan kaçarlar | Tevbe 81 3. Mü'minlere iftira atarlar | Nur-11,13 4. Kafirleri dost edinirler | Nisa 138,139 5. Kalplerinde hastalık vardır | Bakara 10 6. Kuran'ı bilerek yanlış yorumlarlar | Ali İmran 7 7. Kafirler hesabına casusluk yaparlar | Maide 41 8. Peygamber'in hükmüne razı olmazlar | Nisa 65 9. Amelde gösteriş yaparlar | Nisa 142 - Tevbe 54 10.Şeriat'a değil tağuta muhakeme olmak isterler | Nisa 60
Reklam
Reklam