Biz dünyayı dünya ehline bıraktık
Hz. Ömer (b. Hattâb) radıyallahu anh, bir gün Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem evinde huzuruna vardı. O’nu tavanı düşük bir odada bir hasırın üzerinde buldu. Hasır yan tarafına iz yapmıştı. Hz. Ömer radıyallahu anh ağladı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Neden ağlıyorsun, ey Ömer?” diye sordu. Hz. Ömer radıyallahu anh: “Kisra ve Kayser ipek döşeklerde yatıyor, tahtlarda oturuyor. Sen ise bu tavanı düşük odada kalıyorsun ve hasır da yan tarafına iz bırakmış!” dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Ey Ömer! Hasırın yan tarafıma iz yapmasına gelince, sonrasında yumuşaklık olan sertlik ne güzeldir. Bu odanın tavanının düşük olmasına gelince, kabrin tavanı bundan daha alçak olacaktır. Biz dünyayı dünya ehline bıraktık, onlar da âhireti bize bıraktılar. Benim ve dünyanın benzeri sıcak bir yaz gününde yolculuk yapan bir süvari gibidir. Sıcaktan bunalan bu süvari bir ağacın altında biraz gölgelenir. Sonra yola koyulur ve orayı terk eder.” dedi. (Buhârî, Libas 31; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 165.) Başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Dünya onların âhiret bizim olsun, istemez misin yâ Ömer?” buyurdu. (Ahmed, II, 298) buyurdu.
Alıntı
Benim bir yarım Azeri bir yarım Terekeme. Oğlak burcuyum ama bu iki milliyetimin verdiği hayâsızlıktan dolayı İkizler ve Aslan burcundan halliceyimdir. Hayâsızlık yetmiyormuş gibi birde erkeğim. Öz özüme belayım. Benim olduğum yerde ister çalıştığım yer olsun ister herhangi bir yer. Ben varsam orada geçmişte veyahut o gün olan herhangi bir sorunu dile getirmeyeceksin. İş halledilmişse bile sanki benim üzerime vazifeymiş gibi bir daha aynısı veya benzeri olmasın diye kendimce uğraşır, bir şeyler yaparım. Ben bu hayâsızlığım yüzünden bir gün başıma bela alacağım ama bu İstanbul'un kırık milletini bile asker yapabiliyorum. Huyum batsın. Çalıştığım yerde müşteriler en basit otoparkta engelli yerine arabaların yanaştığından muzdaripler. Haklılar da. Ben hemşire çocuğuyum. Bu milletin en ağır acısını bile çocukluğumdan bu yaşıma kadar iliklerine kadar gördüm. Yani doktor olsaydım Azrail'i kızgın sopayla kovalardım öyle Terekeme inadı var bende. Gece otoparkta didik didik devriye atarken hangi engelli yerine yanaşmış araba varsa çekip nokta atışı yerini yazıp gruptan paylaştım belki müdürler sahiplerini tanıyordur diye. Engelli yerine yanaşan arabalar da öyle kıçı kırık araba değil ha böbreğini satsan alamayacak türden. Rüyamda görsem psikolojik destek alabileceğim jipler var. Millet artık kara para mı haklıyor, kul hakkının namusuna mı göz diktiler... Yani şerefsizlik ancak fıtratın da olacak ki alabilesin...
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Türkiye Ekonomi-Politiğinde Elit Değişimi ve Deterministik Matris
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Türkiye Ekonomi-Politiğinde Elit Değişimi ve Deterministik Matris Modern Türkiye'nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin ya da lineer bir demokratikleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı yüksek entropili bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal motoru, devletin kurucu unsuru olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Anadolu kökenli yeni muhafazakar/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel ve deterministik bir dökümüdür. NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre edildiği ve iç siyasi parametrelerin transatlantik barajına göre ayarlandığı kurucu eşiktir. Kurucu Rumeli eliti, bekasını Batı nizamına endekslemiştir. 27 Mayıs Askeri Darbesi ve İlk Sistemik Format 27 Mayıs 1960 Menderes yönetiminin son dönemindeki ekonomik sıkışmışlık ve SSCB ile yakınlaşma arayışları, ordu içindeki NATO eksenli
1000Kitap
Bâd-ı sabâ çakışınca karayel ile. Gökte tek bayrak dalganır, yıldızı ve hilaliyle. Haberlerde görürsün isimlerini 45 saniyeliğine. 45 ömür de versen, ödeyemezsin helâliyle. İsyandan Akor
Furkân Suresi 20. Ayet: "(Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görendir."
Şehirlere sığamadım yazıyor du bir kitapta, lan dedim koskocaman şehir nasıl sığılmaz. S ı ğ a m a d ı m.
1000Kitap