Selçukluların Süreci
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Sizlerle Dr. Arslan Tekin'in Selçuklu Tarihi eserini paylaşacağım. Çoğunlukla psikolojik araştırma kitapları okuyup yorumlayan biri olarak tarih okumalarını merakla yaptığımı belirteyim. Elbette herkes aynı oranda ya da aynı zamanda tarih kitaplarına ya da romanlarına ilgi duymak zorunda değil. Bende ilk okumalarıma psikoloji türünde başlamadım lakin zamanla her okuduğun psikoloji eseri beni tarihin tozlu sayfalarını götürünce tarih okumalarımda başladı. Genellikle Osmanlı tarihi ve dönemini beğenerek okusamda Osmanlının zuhur etmesine katkı sağlayan Selçukluları okumak ayrı bir değerdi. Öyle ki hiçbir toplum yoktan var olmuyor. Aksine birbirini tamamlayıp üstüne yenilikler katarak daha da büyüyor. Yaklaşık 300 yıl hüküm süren Selçuklu Devleti Oğuzların Kınık Boyu Selçuk Bey tarafından kurulan Ortadoğu'dan Anadolu'ya kadar geniş bir coğrafyaya sahip bir devletti. Dr. Tekin eserin ilk bölümünde Selçuklulardan sonra varlıklarını sürdüren Türklerden bahsediyor ki Tolunlular'dan İhşidliler'e kadar pek çok devlet göze çarpmakta. İkinci bölümde; Selçuklu Devleti'nin vasıfları, askeri yapılanması ve gulam sistemi detaylıca anlatılmakta. Üçüncü bölümde; Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu, Müslüman olmaları sonrasındaki Tuğrul ve Çağrı Beyler dönemi dikkati çekmekte. Horasan'daki Türklerin durumu adeta günümüze ayna tutmakta. Özellikle de Sultan Alparslan dönemini okurken insan hem hayret ediyor hem de taht denen gerçeğin etkilerini sultanlar ve şehzadeleri üzerinden farklı bir coğrafyadan müşahede ediyor. Batinilerin hamleleri, Alamut kalesindeki yaşananlar, Nizamiye Medreselerini kuran Nizam-ı Mülkün siyasi ve sosyolojik konumu hiçbir sürecin kolay olmadığını hatırlatıyor. Dağılan Büyük Selçuklu Devleti'nin ardından kurulan Suriye Selçukluları ile Anadolu Selçukluları ise
Selçuklu TarihiArslan Tekin · Kariyer Yayınları · 201224 okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·100 syf.··
2026 81. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 10:26
Seyrek Yağmur- Barış Bıçakci ''Kitapçı Rıfat. Hikayesi çok hazin. Bütün öm­rü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor.'' Seyrek Yağmur, büyük olayların değil, hayatın içinden geçen küçük anların kitabı. Yazarın sade ama etkileyici dili sayesinde okurken sanki bir roman değil de bir insanın zihninden geçen düşünceleri, özlemleri ve sessiz hüzünlerini dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitapta yüksek sesli dramlar ya da nefes kesen olaylar yok; bunun yerine günlük hayatın içinde fark edilmeyen ayrıntılar, insanların birbirine değip geçtiği anlar ve zamanın bıraktığı izler var. Kitap; çok az kelimeyle çok şey anlatıyor. Bir bakış, bir yürüyüş, yağan hafif bir yağmur ya da sıradan görünen bir konuşma bile anlam kazanıyor. Seyrek Yağmur da tam olarak böyle bir kitap. Okurken zaman zaman kendi geçmişinizi, unutulmuş anılarınızı ve hayatınızda sessizce iz bırakmış insanları düşünüyorsunuz. Rıfat karakteri ise kitabın en etkileyici yanlarından biri. Rıfat, gösterişli ya da kahramanlaştırılmış bir karakter değil; tam tersine, gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz kadar doğal ve samimi biri. İç dünyası, düşünceleri ve hayata bakışıyla insana yakın geliyor. Onun yalnızlıkları, sorgulamaları ve hayatı anlamlandırma çabası insanın içine dokunuyor. Rıfat'ı okurken bazen bir dostun sohbetini dinliyormuş, bazen de kendi iç sesinizle karşı karşıya kalmış gibi hissediyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde geriye büyük olaylardan çok bir duygu kaldı: hafif bir yağmurun ardından gelen o sakinlik hissi. Barış Bıçakçı'nın yalın ama derin anlatımını sevenler için unutulmayacak bir okuma deneyimi.
Seyrek YağmurBarış Bıçakçı · İletişim Yayıncılık · 20212,768 okunma
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
Serinin üçüncü kitabı sanırım en sevdiğim oldu. Kitap, hayatında yepyeni bir sayfa açmak için Noel'den nefret etmesine rağmen şirin bir kasabadaki yılbaşı ağacı çiftliğini satın alan Kira ile kafa dinlemek için aynı kasabaya gelen Bennett'in romantik hikayesini konu alıyor. Kira;hayatı boyunca ikizinin ve ailesinin gölgesinde, biraz sorumsuz bir hayat yaşamıştır. İkizinin evlenip yurt dışına taşınmasıyla büyük bir boşluğa düşer. Kendi ayakları üzerinde durabilmek için ani bir kararla güven fonundaki parayı kullanır ve Dream Harbor adlı o şirin kasabadaki o yılbaşı ağacı çiftliğini satın alır. Bennett; hayatındaki her şeyi düzeltme takıntısından ve günlük koşturmacadan uzaklaşmak için Dream Harbor'a tatile gelir. Şiddetli bir kar fırtınası Bennett'i Kira'nın çiftliğinde mahsur bırakır. Bu yakınlaşma sayesinde Kira'nın katı kalbi peri ışıkları altında yavaş yavaş erir ve aceleye getirilmeyen, birbirine güvenmeye dayalı sıcak bir aşk başlar. Tam kışın battaniye altında sıcak sahlebimle okunacak bir kitaptı. Yetişkin okurlar içindir. Türü sevenlere tavsiyedir. #y:517568
Yılbaşı Ağacı ÇiftliğiLaurie Gilmore · Juno Kitap · 2025431 okunma
Puan vermedi
en çok üzüldüğüm kitaptır harry potter serisinde. en uzun kitaptır aynı zamanda. ikinci kez okurken, bildiğim bir sonun hiç olmamasını istediğim için harry'ye çat pat yapıştırasım geldi çokluk. tamam evet, mr. weasley i kurtarılmasına vesile olmuş olabilirsin. neden hiç büyüklerine fırsat vermiyorsun birazda onlar işi götürsün değil mi? canım sirius senin yüzünden öldü al bakalım. kitabın direk finaline geçtim ama gerçekten, harry kadar bende bu gerçeği kabul edemiyorum. üstelik, sirius'un ona verdiği o aynayı bölüm sonu canavarı gibi en en sonda bulmuş olması, kalbimi çok kırıyor. eğer o paketi çok önceleri açmış olsaydı, şömineyi kullanmayacak, kreacher pisliğinin yalanına maruz kalmayacaktı. neyse sakinim.. bu kitap üzüntü ile kızgınlık arasında gidip gelen bir kitap bence. o yüzden en çok kızdığım kişi harry iken, ikincisi tabiki dumbledore. bu kadar uzak ve bilgisizce neden sonuç ilişkisi kurdurmadan yeniyetme bir çocuğa sadece denileni yap dersen, tabiki yapmaz. keşke azıcık anlatmış olsaydı, siriusta ölmezdi belki... ayrıca dumbledore, hala söylemediklerin var. hala bildiğin ama sakladığın şeyler var ve korkarım asla tam açık etmeyeceksin bunları. o kadar sinir bozucu ki..
Harry Potter ve Zümrüdüanka YoldaşlığıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları · 201832,4bin okunma
9/10
·764 syf.··
2024 14. kitabı
serinin üçüncü ve feyre bakış açısı ile yazılan son kitap bu kitap. bu açıdan bir hikayenin sonuna gelmiş hissettiğimden bu kitaba yorum bir türlü yazamıyorum. yazarın bu seride okuduğum kadarı ile, olaylardan daha çok ilişkileri örmek ve onları anlatmakla ne kadar doğru bir karar verdiğini tekrar tekrar iliklerime kadar hissettim kitap boyunca. üç bölüme ayrılmış kitap, ki bence ilk bölüm "leşlerin prensi" tam olarak adını hak ediyor. tamlin'in hırsı yüzünden olayların nereye varacağını gördüğümüz nokta ile biten 2. kitap, feyre'nin gözü dönünce neler yapabileceğini gözler önüne serdi bu bölümde ki - yaptıklarından bir yerde pişman olduğuna kesinlikle eminim- ama yine de yaptıklarını, gözlem gücünü oyun kurmasını ve bir saray yöneticisi gibi davranmasını oldukça sevdim. rhys ile yaşadıkları şey hat safhaya çıkarken, feyre'ye duyduğu saygı gerçekten göz yaşartacak cinstendi. (belki de standartları bu denli düşük olan her kıza bi ufak mesaj da içeriyor olabilir bilemedim. :d) bu arada amren ile varian arasındaki gelişme gerçekten çok hoş değil miydi ? yaz sarayındakileri ve hellios'u gerçekten diğer saraylarda en sevdiğim karakterler oldu. lucien'i bile bu denli sevmediğim aşikar. pis tilki. (şaka şaka) kemik oymacısı, dokumacı ve kütüphanedeki korku karakteri de oldukça iyi düşünülmüşlerdi ve tabi ki oymacının istediği o ayna. her sayfasını merakla okudum ama evrenin giderek genişlemesi ve her karakterin bu denli detaylarla anlatılması savaştan daha çok dikkatimi çektiği açık söylemek gerekirse. zaten bu seriyi okumayı zevkli kılan kısım da, o arkadaşlıkların derinliklerine kadar görebiliyor oluşumuz değil mi. tüm planlı olayların hepsinin mantık hatasına yer bırakmadan ilerlemesi ve tüm o duyguyu okuyucuya geçirmesi (yazara alkışlar burada gidiyor.)... bu kitap bir
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,506 okunma