‘’Halbuki işte onda yaşamak için daha şiddetli bir arzu, mutluluktan mahrum olmamak, hayatı kaçırmamak için derin bir ihtiyaç, gerekirse mücadele kabiliyeti vardı. Fakat her şey boş değil mi? Ne olsa, ne yapılsa kış gelmeyecek mi? Ya gelinceye kadar... Hiç mi, hiç mi bir şey yapılamaz? Böyle görerek, anlayarak, bile bile hayat ve mutluluktan vazgeçmeye katlanmaktan başka bir şey mümkün değil mi?’’
“Ya ben? Ben ne yapayım? Ah, niçin o daima böyleydi? Dünyada huzur ve rahatın hep kuruntu olduğunu görüp kendine acı veren şeylerin de hep kendi hayal gücünün, kendi seçimlerinin sonuçları olduğunu düşünerek, kendine, ruhuna karşı bir şey yapamadığından, kendini tedavi etmek için bir çare bulamadığından, deliren bir öfke ve kızgınlık hissediyordu.“