"Topluma karşı çıkmak, onu şaşırtmak, onu
eğlendirmek, bu arada da yan gösteriye bilet kazanmak, bir
spor haline geldi artık. Ama senin durumun o değil. Sen işine
âşıksın. Tanrı yardımcım olsun, seviyorsun yaptığın şeyi! İşte
bu senin üzerinde bir lanet. Alnındaki o damgayı herkes
görebiliyor. Sokaktaki insanlara hiç bakıyor musun?
Korkmuyor musun onlardan? Onları oluşturan madde, işini
seven insana duydukları nefretten ibaret. Tek korktukları tip
o. Nedenini bilmiyorum. Kendini onlara apaçık ediyorsun,
Roark. Onların her birine."
"Ödün ver. Şimdi ver, çünkü zaten sonunda vermek zorunda kalacaksın. Ama o zaman,
keşke yaşamamış olsaydım diyeceğin şeyleri yaşamış olacaksın. Sen bilmezsin. Ben biliyorum. Kurtar kendini
bundan. Beni bırak, git. Başkasına git."
"Siz öyle mi yaptınız?"
"Seni küstah piç! O kadar iyisin demedik! Kendini
mukayese ettiği..." Birden sustu, çünkü Roark'un
gülümsediğini görmüştü."
"Zaten nereye gitse, yüzünü gösterdiği anda kimse sevmezdi onu. Kasa kapısı gibi kilitliydi yüzü. Kasalara kilitlenen şeyler, değerli şeyler olurdu. İnsanlar bunu hissetmekten hoşlanmıyorlardı."
"Daha bu akşam bir başkasının işini aldım.
Zavallının yakında gereksiz duruma geleceğinden haberi bile
yok, çünkü...Katie! Neler diyorum ben?"
"Ziyanı yok, sevgilim. Seni anlıyorum."
"Anlıyorsan, bana hak ettiğim gibi sövüp sayarsın, böyle
konuşmayı kes, dersin."
"Hayır, Peter. Seni değiştirmek istemiyorum. Seni
seviyorum. Peter."