Bir hükümet kronik beceriksizlik belirtileri göstermeye başladığında, büyük bir kitlesel ayaklanmayla devrilmesi (her ne kadar böyle bir devrilme büyük can ve servet kaybına sebep olsa bile), onun kendi kendine çöküp yıkılmasını beklemekten belki de daha iyidir. Sahici bir halk ayaklanması çoğu zaman canlılık kazandırıcı, yenileştirici ve tümleştirici bir süreçtir. Hükümetlerin kendi ecelleriyle ölüme bırakıldıları yerlerde, sonuç çoğunlukla bir uyuşukluk ve çöküntü olur; hem de belki hiçbir zaman çaresi bulunamayacak bir çöküntü.
Fanatik bir inancı ya da önyargıyı yıkıp devirdiğimizde, fanatizmin kökünü ortadan kaldırmış olmayız. Yaptığımız iş, kökün sadece belirli bir noktadaki sızışını önlemiş olmaktır ki bunun sonucu olarak büyük olasılıkla o kök başka bir noktada ortaya çıkacaktır.
İdeal ilahın tek olması gibi, ideal şeytanın da tek olması gerekiyor gibidir. Şeytanlar konusunda başat otorite olan Hitler örneğinden öğrendiğimiz üzere, büyük bir liderin dehası bütün nefretleri tek bir düşman üzerine toplamaya ve "hatta birbirinden en uzak olan hasımların bile tek bir kategoriye mensup gibi görünmesini" sağlamaya dayanır. Hitler, Yahudileri şeytan olarak seçtiğinde, Almanya'nın dışındaki bütün ülkeleri Yahudilerin veya onlara hizmet edenlerin istilasına uğramış olarak göstermişti. "İngiltere'nin, Fransa'nın ve ABD'nin arkasında İsrail var." Stalin de bir şeytan seçerken tek tanrıcı ilkeye uygun hareket etmektedir. Eskiden bu şeytan faşizmdi, şimdiyse Amerikan plütokrasisi olmuştur.
Bütün kitle hareketleri, şimdiyi, parlak bir geleceğin başlangıç aracı olarak tasvir ederek gözden düşürürler; şimdiki zaman, onların gözünde, bin yılın eşiğindeki paspastan ibarettir. Dinî bir harekete göre şimdiki zaman bir sürgün yeri, en sonunda cennete varan bir gözyaşı vadisidir; bir toplumsal devrim hareketine göre, Ütopya'ya giden yoldaki küçük bir ara istasyondur ve son olarak milliyetçi bir harekete göre, nihai zaferden önceki bayağı bir epizottur.