Geleneksel Müslüman inanışına göre Frenk Avrupası barbarlık ve inançsızlıkla dolu bir karanlıktı ve İslam'ın aydınlığının ondan öğreneceği hiçbir şey olmadığı gibi korkmasına da gerek yoktu. Ortaçağın sonlarına doğru artık eskimekle birlikte bu görüş o devrin Müslümanlarından Osmanlılara intikal etti ve Osmanlı ordusunun Avrupalı düşmanlarına karşı kazandığı yıkıcı zaferler sayesinde iyice perçinlendi. Savaşlara rağmen açık olan sınırlardan geçebilen kaçaklar ve sürgünler vasıtasıyla İslam imparatorluğuna hala yenilikler ulaşabilirdi ve insanlar karşı taraftakikerle fikir alışverişinde bulunabilirdi. Ne var ki yeni şeyler öğrenme arzusu yoktu ve üstelik zamanla kaynaklar kuruyordu.
Devlet saçma sapan şeylere para saçıyor ama en önemli ahlâkî meselelerin çözümü için tek kuruş ayırmıyor. Bu onun tabiatında var, çünkü devlet, varolan en aptal ve en kötü insanî varlıktır.
Bilmek bir davranış, bir tutkudur. Esasında uygunsuz bir davranıştır, çünkü tıpkı içki, seks ve şiddete meyilli olmak gibi bilmek zorunda olma mecburiyeti de dengesiz bir karakter yaratır. Araştırmacıların hakikatin peşine düştüğü hiç de doğru değildir; asıl, hakikat onun peşine düşer. O, hakikatin ızdırabını çeker.