“Here I am, a bundle of past recollections and future dreams, knotted up in a reasonably attractive bundle of flesh. I remember what this flesh has gone through; I dream of what it may go through.” ~ Sylvia Plath
İstediğim şeylerle, dedim, sahip olabileceğimi düşündüğüm şeyler arasında büyük bir fark var ve bu gerçeği nihai olarak ve sonsuza kadar kabul etmedikçe hiçbir şey istememeye karar verdim.
İnsanların, kendilerinin yapmayı akıllarına bile getirmeyecekleri şeyleri senin yapmanda son derece ısrarcı olmaları, seni ne kadar şevkle mahva sürükledikleri ilginç: En şefkatli olanlar, en sevgi dolu olanlar bile, senin çıkarına olanı pek yürekten hissetmiyorlar, çünkü sana o öğütleri, daha güvenli ve sınırları daha belli olan hayatlarının içinden veriyorlar ve bu hayatlarda kaçış bir gerçeklik değil, yalnızca bazen hayal edilen bir şey. Belki de, dedi, bizler, hepimiz, hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibiyiz, birimizin kapalı alandan çıktığını gördük mü, bu kaçış yalnızca kaybolmasıyla sonuçlanacak olmasına rağmen, deliler gibi kaç diye bağırıyoruz ona.
Hepimiz tiryakisi olmuşuz bu iyileştirme öyküsünün, dedi, o kadar ki, en derin gerçeklik hissimize bile el koymuş. Romanları bile zehirlemiş, ama belki romanlar da şimdi gerisingeri bizi zehirliyor, böylece kitaplarımızdan beklediğimiz şeyleri sonunda hayatlarımızdan da bekler olduk; ama hayatı bir ilerleme olarak algılamak artık hiç istemediğim bir şey.