Otopsim, ölüm temasını alışılmış dramatik bir dille değil, Jean Louis Fournier dili ile yani kara mizah ve ironiyle ele aldığı bir eser. Kitap boyunca yazarın zihninde yer etmiş çok sayıda sanat eserine, edebi ve kültürel göndermeye de yer verilmesi, anlatıyı daha katmanlı hale getiriyor ve yazarın düşünce dünyasını okura daha çok yansıtmakla birlikte okurun zihnini açıyor.
Fournier’in otopsi masasının üzerinde hayatının akılda kalan anılarını dile getiriyor oluşu, her şeyin bir sonu olduğu düşüncesini insanın zihnine doğrudan söylemeden, alttan alta işleyen güçlü bir sembol olarak kullanılıyor kitapta. Beni en çok etkileyen noktalardan biri, vücudundan ayrılan her parçayla birlikte zihninde canlanan anılar ve duygulardı. Sanki kesilip geride bırakılan her organla birlikte yalnızca bedeninden değil, ona bağlı hislerinden ve geçmişinden de yavaş yavaş ayrılıyor, her vedasında hayatının bir parçasını geride bırakıyordu. Bu anlatım, ölümün sadece fiziksel değil, duygusal ve zihinsel bir çözülüş olduğunu da hissettirdi bana.
Tüm bu sebeplerden Otopsim yalnızca ölüm üzerine bir anlatı olmaktan çıkıp hafıza, kimlik ve insanın kendi yaşamıyla hesaplaşması üzerine ironik ve edebi bir sorgulamaya dönüşen bir kitap olarak özetlenebilir.