HPKR

HPKR
memento mori memento vivere
izmir
17 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
40 yıl önce İran İslam devrimi ( Ali Çimen @twitter )
40 yıl önce bugün, 11 Şubat 1979'da 20'nci yüzyılın en belirleyici olaylarından biri gerçekleşti: İran İslam Devrimi. İran'ın o zamanki lideri Şah Muhammed Rıza Pehlevi devrildi, Şii dini lider Humeyni'nin liderliğinde İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. Ve...Ve her devrim gibi bunda da özne, insandı... İşte şimdi size o insan hikayelerinden birini, genel olarak İslam Devrimi'nin hikayesinin içine yerleştirerek anlatacağım.Şah Muhammed Rıza Pehlevi, 60'lardan itibaren İran'ı dönüştürmeye soyunmuştu. Devrimleri, özünde iyi niyetli ve kısmen başarılı da olsa, Şah, hızlı bir modernleşme istediği, toplumsal dokuyu gözardı ettiği ve demir yumruk politikası uyguladığı için, sorunlar patlak verecekti.Şah'ın kılık kıyafet, kadına biçtiği rol ve yaşam tarzı da dahil olmak üzere İran'ı, modernleşme çizgisi üzerinden "Batılılaştırmaya" çalışması, ülkedeki muhafazakar kesimlerin tepkisiyle karşılaştı. Dindarlar rejime cephe aldı. Şii lider Humeyni, muhalif olarak sivrildi.O yıllarda İran, tam anlamıyla ABD'nin Ortadoğu'daki karakolu olmuştu. ABD ilk çıkan modern silahları Tahran'a vermekte nazlanmıyordu. (Bugün bile İran Hava Kuvvetleri o günlerden kalma F-14'leri kullanıyor). Şah ile ABD Başkanları her fırsatta kadeh tokuşturuyordu. Ülkenin bu hızlı "Amerikalılaşması" ve ABD politikalarının bekçisi olma durumu, ülkedeki solcuları da rejime karşı bilemeye başladı. Ülke kaynaklarının rejimin etrafına çöreklenen zümre tarafından yağmalanması ve şaibeli zenginleşme, çok geçmeden orta sınıfları da öfkelendirdi.Şah, önce islamcıları, ardından solcuları ve sonrasında da laik ama hem İran kültürünün korunması konusunda hassas olan hem de zenginlikten pay alamayan orta sınıfları karşısına alınca paniğe kapılarak, baskının dozunu arttırdı. Bu kez liberalleri de karşısına aldı.70'lerin
Siyaset
Reklam
DTÜ Fel­sefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Yasin Ceylan'dan harika tespitler. '' Çünkü Müslüman dünya mut­luluğu peşinde değildir, öbür dünya mutlu­luğu peşindedir. Ben 14 yaşımdayken Kuran-ı Kerim’i Arapça tefsirle­rinden okuyan bir insa­nım. İslam metinlerinin nasıl bir dünya görü­şünü sunduğunu iyi bilirim. İmam hatipte okudum, medreseden geliyorum, İslam’ın ön gördüğü dünya, öbür dünyaya yatırımdır, buraya geçici bakar. Dünya mutluğu ikinci plandadır, asıl mutluluk ertelenmiş mutluluktur. Bununla ilgili, “Burası öbür tarafın tarlası­dır, ne ekersen onu biçersin” gibi birçok hadis var. Bir insanın zih­ninde bu varken neden bu dünyada bu kadar başarılı olsun? Yatırımı öbür tarafadır. İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur, ihtimali de yoktur. Batı medeniye­tinde, bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir falan var. İslam böyle bir toplum öngörmüyor. Ben de iddia ediyorum ki dünya mutluluğu olmadan başarı olmaz, dünya mut­luluğu olmadan ahlak da olmaz. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, seve­mez. Mutsuzlar arasında dayanışma da olamaz.'' youtu.be/P5jiPjHTgiU izleyebilirsiniz veya haberturk.com/gundem/haber/16... okuyabilirsiniz.
Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur. Ömer Hayyam
Uğur Mumcu’nun 1 Mart 1987’de kaleme aldığı “İmambayıldı” başlıklı yazı, “Elhamdülillah Müslümanız” sözünün nasıl kullanıldığını anlatıyordu. Mumcu, şöyle diyordu o yazısında: “... Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez... Din ticareti ile meşgul olanlara bakın, hemen hemen hepsi milyarder. Yalnızca Türk Lirası ile milyarder değil bunlar, dolar milyarderi, mark milyarderi olmuşlardır birçoğu. Oh ne kolay!.. Çek bir besmele, gelsin paralar... Finans kuruluşları, şirketler ve bu finans kuruluşları ve şirketler aracılığı ile kazanılan milyarlar... Elhamdülillah Müslümanız!.. Elhamdülillah milyarderiz!... Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda... Bir üçgen bu... Ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni... Bunlar dindarın sahtecileridir. Zavallı yoksul Müslüman yurttaşların kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir bunlar... Atatürk’ün laiklik ilkesinin ne kadar yararlı, ne kadar gerekli olduğunu, bu din sahtecileri ortaya çıkınca daha iyi anlıyoruz...” ‘Devleti soymak için politikacı kılığına girenler’
Reklam