(...) İki ayak üstünde durmanın dezavantajları da vardır. (...) Kadınlar daha da fazlasını ödemek zorunda kaldı. Dik bir duruş daha dar kalçalar demekti ve bu da doğum kanalını daraltıyordu, üstelik aynı anda bebeklerin de beyni giderek büyüyordu. Doğumda ölüm, dişi insanlar için ciddi bir sorun haline geldi. Bebeklerin kafası ve beyni daha küçük olduğundan, erken doğum yapan kadınlar daha çok hayatta kaldılar ve daha çok çocuk sahibi oldular; doğal seçilim bu şekilde erken doğumlara hayatta kalma şansı verdi. Elbette böylelikle diğer hayvanlara kıyasla insanlar, pek çok hayati öneme sahip sistemleri henüz tam olarak gelişmemişken erken doğar hale geldiler. Bir tay doğumdan kısa bir süre sonra yürüyebilir, bir yavru kedi birkaç haftalıkken annesi yiyecek arayışı sırasında onu yalnız bırakabilir. İnsan bebekleriyse yıllar boyunca yardım, bakım, koruma ve eğitim için büyüklere muhtaçtır.
(...) insanlar az gelişmiş olarak doğduklarından diğer tüm hayvanlardan daha çok eğitilebilir ve daha çok sosyal ilişki kurabilirler. Pek çok memeli, anne karnından fırından çıkan toprak kap gibi çıkar, onları yeniden şekillendirmeye çalışmak onlara zarar verir. İnsanlar ise anne karnından bir ocaktan çıkan erimiş bir cam gibi çıkarlar ve şaşırtıcı oranda şekillenebilirler. Bu yüzden bugün çocuklarımızı Müslüman veya Budist, kapitalist veya sosyalist, savaşçı veya barışçıl olarak eğitebiliyoruz.
Arabın dini islamdan sonra Türk milleti kendi değerlerine göre yaşamamıştır, islamın dayattığı çöl bedevilerin değerlerine göre yaşamıştır. İslamdan sonra Türk, yaşadığı hayata ''benim hayatım'' diyememiştir.
Bizim inancımıza göre, Tanrılarımız, bu kentleri; yolları ve çeşitli kurumlarıyla yapıp hazırlamışlar. Sonra biz insanları yaratıp "buyrun kentlerinize!" demişler. Söz aramızda, ben buna hiç inanmıyorum doğrusu. Fakat Tanrı tarafından seçilmiş bir ulus olduğumuzdan kuşkum yok. Hatta atalarimizdan gelen bir söze göre, biz Sumerliler "yeryüzünün tuzu" imişiz. Neden "tadı" demediler de "tuzu" dediler, pek çözemedim.
Bildikleri dünyanın çoğunu fetheden Osmanlılar kendi içlerine döndüler, dini tutuculuğun ve yüz yıllarca sürecek bir durgunluğun içine saplandılar... " Müslüman alimlerin bilgi edinmeyi, Kuran'da buyurulmuş gibi yalnızca dini bilgi gibi yorumlamaları, dini bilgiden gayrısını İslam dışı görmeleriyle büyük İslam uygarlığı inişe geçti. Sonuç olarak, Müslümanlar bilim, matematik, tıp ve diğer sözde dünyevi öğretileri çalışmayı bıraktılar. Bunun yerine , İslamın öğretileri ve yorumları üzerine, İslami fıkhı ve İslami uygulamalar üzerine tartışmaya çok zaman harcadılar; bu, Ümmetin bölünmesine ve çok sayıda mezhebin, tarikatın ve ekolün kurulmasına yol açtı."