Yemekten sonra annemin odasına gittim. Başımı dizlerine yasladım. Kafanda bir yeri işaret edip, "Burada bit var," diye tutturdum. "Çok kaşınıyor. Tam şurası. Bak bit yürüyor, öldür onu."
Annem çocukluğumdaki gibi iki elinin işaretparmaklarıyla aranmaya başladı.
"Yok oğlum. Burada bir şey yok."
"O zaman bir de şuraya bak."
Annem, "Temiz burası," diyordu.
"Yok," diyordu.
Ben, bir başka yeri... Elleri kafamda gezinir, parmakları saçlarımın arasında dolanırken ellerini hiç çekmemesine istiyordum.
Sonra bir de "Sen burada insan sarrafı olmuşsundur dayı" diyenler var. Sokak, adamı insan sarrafı falan yapmaz, ancak üşütür. Aslında betonun buz gibi soğuk değil, buzun beton gibi soğuk olduğunu düşündürecek kadar çok üşütür.
Adamın derdi seninkinden az ise dinleyesin gelmez, derdi seninkinden fazlaysa da utanır, konuşamazsın. Dert anlatacak birini bulmak da başka derttir vesselam.
Altın günlerinde şişman teyzeler yanaklarımı sıkıp büyüyünce çok can yakacak bu çok çok demediler. Deseler komik olurdu; bozkırın ortasındaki toplu konutlar kadar sevimli eğitim çünkü.