El öpme âdetiyle hiçbir zaman barışamadım. Küçüklüğümden beri el uzatıp öpmek gerektiğinde içimde tuhaf bir huzursuzluk belirir; sanki bir gölge gelip ruhuma oturur. Her seferinde ellerimin üzerine zorla bir yük biner, içten içe kaçmak isterim ama başkalarının gözleri üzerimdeyken buna cesaret edemem. Büyüklerin ellerine doğru eğilirken, bir an için göz göze gelirim onlarla; bakışlarımda ne varsa sanki hepsini görürler.
Bana göre, saygıyı göstermenin daha samimi yolları var. Mesela, elinizi öpüp yüzünüze yalan söylemek yerine, gerçekten dürüst olmak, yüzüne karşı saygıyla konuşmak gibi... Sırf menfaat için el öpenleri gördükçe bu âdet bana iyice anlamsız geliyor. Duyguların ellerden değil, kalpten geçtiğine inanıyorum.
Elbette toplumun gözü önünde bu âdete karşı çıkmak zor, insan alışkanlıkların yükünü sırtında taşıyor. Ama ben yine de saygıyı hissetmediğim bir duyguyu zorla göstererek değil, gerçekten kalpten gelen bir samimiyetle ifade etmenin daha değerli olduğuna inanıyorum.
“Niçin bu denli umarsız olduğunu bilmiyordu. Ona öyle geliyordu ki, mücadele her bakımdan yitirilmiştir. Sanki savaşın eşiğindeydiler. Barışı sağlamak olanaksızdı. Sanki bu savaş onulmaz yaralar bırakacak, umutla ilintili tek bir açık kapı kalmayacaktı.”