4/10
·128 syf.··
2026 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 00:00
Ganeşa Yayınevi’nin düzenlediği 2. Mitolojik Öykü Yarışması’nda dereceye giren ve finale kalan öykülerin bir araya getirildiği Mitolojik Öyküler 2, farklı coğrafyalardan ve inanç evrenlerinden beslenen geniş bir anlatı yelpazesi sunuyor. Kitapta Türk, Hellen, Sümer, Pers, İbrani ve Bharat mitolojilerinin yanı sıra tarihsel dönemler ve postmodern yorumlarla harmanlanan düşsel kurgular yer alıyor. Ancak metinler arasında özgünlük, kurgu derinliği, anlatım dinamizmi ve mitolojik malzemenin işleniş biçimi açısından belirgin farklılıklar göze çarpıyor. Öteki Göz (İkinci) (Emrah ERTOK); Tepegöz evreninde geçen insanlığın kusurlardan daha çok aklın ön planda olduğunu vurguyor. Eksik ve kusurlu insanların aslında akıl ve kalbin sağlıklı olması ve bilmemezliğin sonucunda diğer gözünde olan Nannar, ateş düştüğü yeri yakar atasözünün anlamını bir kez daha okurlara somut bir şekilde etkileyici öğretildi. Türk kültüründe rahip kavramı yoktur. Onun yerine şaman, kam ve baksı gibi kavramlar vardır. Kalem, bu evrende neden tepegözlerin liderlerine rahip diye kurguladığını bilmemek yeniliklerden biri olsun diye eklemiş olabilir. Öykünün sonunda kuyruğu ısıran bir yılan paradoksu içinde olduğunu görüyoruz Nannar'ı. Belki de sağlam haline akıl vererek aynı hataları yapmadan bu döngüyü kırmasına vesile olur. İsmet’in Kısmeti (Eylül İDEMEN DOĞRAMACI); Tanzimat Döneminde geçen düşsel kurgu bir öyküdür. Öyküde denizkızı olan Bahriye'nin İsmet adındaki Törüngeyoğlu ile evliydi. Fatma da kocası işe gidince o da pencere önünde oturup dışarıyı izlerken feraceli Bahriye'yi gördü. Gece gece dolaşan bekçiler, gece vakti Bahriye'ye nereye çıktılarını sordular. Onlar da gece hava almaya çıktığını söylediler. Meraklı olan Fatma da onların arkasında gitti çünkü ışık saçan bu çiftin gizemini
Fantastik Kurgu
Mitolojik Öyküler - 2Kolektif · Ganeşa Yayınevi · 20252 okunma
7/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 23:13
Halikarnas Balıkçısı'nın bir tür Mitoloji 101 gibi okunabilecek bu eserini oldukça keyifli buldum. Temel olarak Olimposlu tanrılar ve onların Anadolu'daki kökenleri üzerine olan bu kitabın her satırında "Mavi Anadolu"cu akımın yoğun etkisini hissediyorsunuz. Hele ki Kybele başlı başına bir deryadır. Keşke kendisi sadece onun üstüne derli toplu bir çalışma yapmış olsaydı. Balıkçı çok özet olarak ama net bir şekilde onun için Anadolu'daki Pessinus kentinde ve Roma'da düzenlenen festivalleri aktarır. Bu iki festival de doğanın önce ölümü ve ardından ilkbaharda doğumu ile ilgilidir. Burada ölen ve doğan Kybele'nin sevgilis Attis'tir. Yazar bu bayramların bugünkü nevruz, hıdrellez ve hatta İsa'nın yeniden dirilişine denk düşen Paskalya'nın kökeni olduğunu iddia eder ki, Asya'da da görülen bu adetlerin ille de Kybele miti kaynaklı olduğunu kanıtlamak zordur. Anadolu versiyonunda hiyerogamos adlı tanrıların kutsal evlenmesinin yeryüzündeki temsili önemli bir yer tutarken, daha geç dönemde Roma'da yapılan festivalde bunun ortadan kalktığını görürürüz. İki festivalde de başrolde Kybele'nin sevgilisi Attis vardır ki, bu Attis penisini kesmiştir. Pessinus festivalinde Kybele'nin rahibi olmak isteyenler Attis gibi penislerini keserek toprağa gömerler. Bu hem bir fedakarlık, hem de toprağı o penis ile dölleyerek baharın gelişine katkı amacıyla yapılan bir kurban etme işlemidir. İşte tam bu noktada Balıkçı bizim sünnet adetinin kökenini doğrudan buraya bağlar. Hatta sünnet derisinin toprağa gömülmesi adetini de bununla ilişkilendirir. Bu oldukça tartışmalı ve acele bir yorum gibi gözükür. Zira Antik Mısır'da da bu adet, Kybele kültüyle hiç ilgisi olmayarak, mevcuttu. Belki bu adetin kökenini daha da eskilerde aramak gerekir. Balıkçı bunun gibi adetlerin tamamen dinsel olduğunu ve
Anadolu TanrılarıHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 2005568 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 19:01
Merhaba arkadaşlar. Hepimize iyi akşamlar dilerim. 2 cilt halinde muazzam bir külliyat olarak yayınlanan bu 30 yıllık baskıyla sonunda buluşmayı başardık. Güncel tekil baskısı 700 sayfa kadarken bu 2 cilt toplam 1000 sayfayı aşıyor ki daha kapsamlı, açıklamalı bir baskı olduğunu düşünüyorum. Bölüm açıklamalarını da ayrı bölümler halinde orijinal (Fransızca) başlıklarıyla yayımlanmasını da içeriğindeki konuları da ayrı ayrı beğendim. Diğer baskıda da buna değineceğim. Ancak her fikre katılmamızın mümkün olmadığını belirtelim. Zaten öyle olsaydı boşuna Voltaire okumuş olurduk ve bunu yaptığımızı duysaydı bizi eminim ki meşe odunuyla kovalardı. Ve bunu yapacak kadar da çılgın biri olduğunu biliyorum. Peki, ikinci cilt bizlere neyi anlatıyor? Bunu görselle aktarmak istiyorum: hizliresim.com/1avxsv6 hizliresim.com/46tlfkj Eserin en güzel yanlarından birisi, daha önce de söylediğimiz üzere konuların daima güncel kalabilmesi. Çünkü örnek o kadar güzel ki. Ve basit. Sadeliğin en büyük ihtişam olduğunu düşünenlerdenseniz sizin de fikriniz aynı olacaktır. Misal, ev telefonlarını ve büyüklüğünü sorgulayan bir dönem kitabı yazsaydınız, cep telefonları çıkınca kitabınız artık güncel olmayacaktı. Yine aynı misalden, cep telefonlarının (özellikle Nokia, Ericson gibi) büyüklüğünden ve kabalığından bahsetmiş olsanız bu sefer de dokunmatik telefonlar çıkınca güncellik gidecekti. Bu örnek böyle uzar gider. Ama iletişim araçlarını ve kullanımını eleştiren bir yazı yazarsanız, işte bu her dönem için güncelliğini korur. Voltaire de felsefesinde işte bunu yapıyor. İnsanı, insanlığı sorgulayan birinin eseri bütün insanlık yok olmadan güncelliğini kaybeder mi? Hayır. Fransız politika ve fikir tarihi için oldukça sağlam, geçerli ve güvenilir bir kaynak olduğunu belirtelim bu
Felsefe Sözlüğü Cilt 2Voltaire · İnkılâp Kitabevi · 200013 okunma
8/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2025 20:41
Merhaba arkadaşlar. Tanrı ve Politika yan yana gelirse ne olur? Çok iyi bir soru ve eminim ki muhteşem cevaplar da çıkacaktır. Ancak yazarla ilerlediğimizde kitabın tartışmaların odak noktası olduğunu görüyoruz. İlk tartışma bu kitabın yazara ithaf edildiği ancak yazara ait olmadığı yönünde. Bunun sebebi ise ilk olarak 1670 yılında kitabın isimsiz olarak basılması gösteriliyor. Neden bazı yazarlar bazı eserlerini isimsiz olarak yayınlamış bunu da algılamakta zorlanıyorum. Ayrıca Teolojik – Politik İnceleme ile Tanrıbilimsel Politik İnceleme kitapları ve içerikleri tamamen aynı. Merak eden arkadaşlara iki farklı isimdeki aynı baskıları hazır olarak gönderebilirim de. Yeter ki sizler okuyun. Diğer yandan 20 bölümden oluşan kitapta bahsedilen her bir konu ayrı ve özel diyebiliriz. Belki bizim ya da başkasının dile getiremeyeceği konularda çekinmeden bu şekilde konuşmanın kendi özgürlüğüne ve yaşamına bir kısıtlama getireceğinden korktuğu için bu eseri yazar isimlendirme yapmadan yayımlamış da olabilir. Böyle bir durum da söz konusu. Ancak içerik ve anlatım şekli ben bir Spinoza kitabıyım diyor zaten. Başka biri bile onu taklit ettiyse artık yapacak bir şey yok bizler bu eseri Spinoza kitabı olarak anacağız. Peygamber, İbraniler, Tanrı Yasası, Mucizeler, Tanrıbilim, Devletin Temelleri, Özgür Devlet isimli konular ise kitapta dikkatimi özellikle çeken konular oldu. Batının Bâtıl inancının perde arkasını çekinmeden bu denli sertçe konuşabilecek çok az insan vardır diye düşünüyorum. Bizler en baştan itibaren bu inançların kaynağına ulaşmaya çalışıyoruz. Aslında burada ahım şahım bir durum da yok. Yani şöyle yok bugün kırsal kesimlere gittiğimizde bir köyde bile bazı evler yıkılacak hale gelmiştir ancak insanlar oraya asla yaklaşmazlar. Sebep ise çoğu kez ruhanidir ama bir şey
Tanrıbilimsel Politik İncelemeBaruch Spinoza · Biblos Kitabevi · 2008611 okunma
Kutsal Kitaplar Üzerine Değerlendirme
Puan vermedi
Ayetlerde, kelimelerin aslının değiştirilmesinden bahsediliyor. Ayetleri doğru aktarmayıp, dillerini eğip bükerek aktardıkları anlatılıyor: (Nisa, 46) ''Yahudilerin bir kısmı, kelimelerin aslını değiştirerek: "İşittik ve reddettik.", "Kulak vermeden dinleyin.", "Bizi güt." derler; dillerini eğip bükerek dinle alay ederler. Eğer onlar: "İşittik, itaat ettik.", "Bizi gözet." deselerdi bu onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak Allah, kâfir oldukları için onları lanetlemiştir. Artık pek azı hariç iman etmezler.'' (Bakara, 79) ''Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı elleriyle yazıyorlar; sonra da az bir kazanç elde etmek için "Bu Allah'ın katındandır." diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı!" Bu ayette "elleriyle yazıp ettikleri" ifadesini görüyoruz. Fakat anladığım kadarıyla, elleriyle yazıp Allah katından olmadığı hâlde "Bu Allah’tandır." demişler. Örneğin gelenekçi İslam anlayışında olduğu gibi... Nasıl hadis kitapları veya Risale-i Nur varsa, onlarda da Talmud var. Bediüzzaman’ın savunduğuna göre, Risale-i Nur, Kur’an’ın indirildiği yerden yani Tanrı katından indirilmiştir. Ayette gördüğümüz gibi, Yahudiler de böyle bir kitap yazıp buna "Allah katından" demişler. (Ali İmran, 93) ''Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldıkları hariç, bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, haydi Tevrat'ı getirip okuyun." Kur’an’ın anlatımına göre, İsrailoğulları yiyecekler konusunda kendilerine haramlar kılmıştır. Peki, Tevrat’ta bu geçiyor mu? Bazı bölümlerde belirli yiyeceklerin neden yasaklandığına dair ipuçları vardır: 1. Levililer 11. bölüm – Temiz ve necis hayvanları listeler. 2. Tesniye 14. bölüm – Hangi hayvanların yenip
Din
Kutsal Kitap Değiştirildi Mi?Daniel Wickwire · Müjde Yayıncılık · 199416 okunma
Puan vermedi
Dinler tarihi araştırmam için atıfta bulunduğu kaynaklara yönelerek yararlandığım bir kaynak. Ve fakat yanlı olduğu ve dinsel dogmalarını doğrulamaya çalıştığı için kitabın okuru yanıltma potansiyeli güçlü. Yazarın "Sami ırkının var olmadığı" hipotezi sorunlu. Yazara göre bu alt ırk veya kültür öbeği, "dil uyumunu sağlamak amacıyla uydurulmuş suni bir terkip". Yazar kültürün, etnik bağın en büyük belirleyicisinin dil olduğunu bilmezden geliyor. Gagavuzlara Türk dememizin tek nedeni Türkçe konuşmaları. Yazara göre Gagavuzların Türklüğü de uydurulmuş suni bir terkip olmalı. Veya Türk ırkı, Türk ulusları, Türkî uluslar diye bir şeyden söz etmememiz gerekiyor çünkü Sibirya'ya kadar onlarca etnik grubun Türk dili ailesinden bir dili konuşuyor olmasının hiç bir anlamı yok. Yazar, İbranilerle Araplar arasındaki fenotip benzerliğini de görmezden geliyor. Mossad ajanları Arap ülkelerinde çok rahatlar çünkü görünüşlerinden asla ayırt edilemiyorlar. Bu benzerlik suni bir terkip olmalı! Yazar Kitabımukaddes'te İsmail'in Arapların atası olduğunu gösteren herhangi bir kayıt yoktur diyor. Oysa Tevrat Yaratılış 17/20'de İsmail'in "büyük bir ulusun babası" olacağı yazılıdır. Bu Ortadoğu ulusu Araplar değilse hangisi olabilir? Elimizde çok az seçenek var. Kaldı ki yazar Kitabımukaddes'teki İsmailliler (İsmailî/Ishmaelite) sözcüğünün çöl tüccarı anlamında kullanıldığını kendi yazmış. Kılı kırk yarmaya gerek yok. Yazar bunları bilmiyor olamaz. Bilmezden geliyor. Çünkü yazar öbür yayınlarından da anlayabileceğimiz üzere (bkz. Studies in Islamic History Institutions. Özellikle Muhammad's Inspiration makalesi hayret verecek kadar akıl dışıdır) Yahudi dininin bağlısı. Ve Yahudi dininin bağlısı olan çoğu akademisyen gibi, dogmalarını ve hırslarını bilime karıştırıyor. Yahudilerin Arapların
Yahudiler ve Araplar - Çağlar Boyu İlişkileriNuh Arslantaş · İz Yayıncılık · 20111 okunma