İbrahim Halil Gülben

İbrahim Halil Gülben
@ibrhalgul
Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Sosyolog
Sosyoloji-Fırat Üniversitesi
134 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Ayrıntılı bir inceleme yapılacak olursa, uyuşturucu madde alışkanlığının toplumdaki yıkımlarının ancak küçük bir bölümünü oluşturduğu görülecektir. Asıl tehlikeyi, bilinçaltını etkileyen ve sürekli yinelemelerle yaratılan hipnotik etkiler ile "ben Linda, beni uçurun" türündeki sloganlarla cinsel dürtüleri azdırıp akılcı düşünceyi engellemeye dek her türlü aracı kullanan reklam ve propaganda yöntemleri yaratmaktadırlar. Reklamlarda, hele televizyon spotlarında karşımıza çıkan telkin yöntemleri, insanları aptallaştırmaktan öte bir işe yaramamaktadır. Aklın ve gerçek duygusunun yok edilmesi olgusuna her gün ve her an rastlıyoruz. Telkin ve uyuşturma yöntemleri, insanda gerçek duygusunun ortadan kalkmasına yol açmakta ve onları yarı uyanık yarı uykuda bir durum içine sokmaktadır. Kitle telkin araçlarının ortadan kaldırılması, uyuşturucu madde tutkunlarında, uyuşturucunun kesilmesinden sonra ortaya çıkan şoklara benzer bir şaşkınlık doğuracaktır. Bunu beklemek ve ortaya çıkınca da hayrete düşmemek gerekir.
Sayfa 232
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kişilerin bilinçleri ve davranışları da, doğal olarak bu çevresel etkenlerden etkilenmektedir. Bir görevi yerine getirmek için yetenek ve istek yeterli olmamaktadır. Başarıya ulaşabilmek, başkalarıyla mücadeleye girip, kişiliğini onlardan daha iyi tanıtıp, sunabilmeye bağlı kaldığı sürece, kişiler bu türlü davranmak zorunda bırakılmış olmaktadırlar. Eğer bir insanın ekmeğini kazanabilmesi yalnızca kendi bilgisine ve becerisine bağlı kalsaydı, kişinin kendi değeri de bu yetenekleriyle paralel olarak, yani onun kullanım değeri ile belirlenecekti. Ama başarı, kişiliğin ne kadar süslenip, nasıl satıldığına bağlı olduğu için, bireyler kendilerini bir eşya, bir mal olarak, daha doğrusu hem satılan mal ve hem de alıcı olarak görmektedirler. Artık insanlar kendi yaşamları ve mutlulukları için değil, en iyi biçimde satılabilmek için uğraşır olmuşlardır.
Sayfa 186
Bir din, insanı doğru yönde davranmaya yöneltebiliyorsa, bir sürü doktrin ve ideoloji yığınından daha yararlıdır. Temel dinsel davranış biçimimiz, karakter yapımızın bir belirişi olarak da değerlendirilebilir. Çünkü biz, yücelttiğimiz değerlere bağlıyızdır ve davranışımıza yön veren, bu yüceltilen şeylerdir. Bireyler çoğu kez toplumda yaygın olanı kendi gerçek inançları sandıkları için, içlerinde yücelttikleri şeylerden habersizdirler. Örneğin içinde "güçlü olmak" ve "başkalarını ezmek" arzusu olan ve bunu yücelten bir kişi, dışarıya sevgi dinine inanıyormuş gibi görünebilir ve belki kendi gerçek yönlerini kendisi bile fark etmez. İşte böyle bir durumda, onun gizli inancı ya da dini, iktidardır. Hıristiyan dinine veya bir başkasına bağlı oluşu ise, onun için boş bir ideolojiden başka bir şey değildir.
Sayfa 172
İleriye doğru gitmemek, olduğu yerde kalmak, kısaca insanın kendisini sahip olduğu şeylere bırakması, aslında bir rahatlık arayışıdır. Çünkü insan, sahip olduğu şeyleri tanır ve onlarla beraberken rahattır, onlara sıkıca tutunabilir. İnsanlar genellikle bilinmeyene ve tanınmayana atılmaktan korkarlar. Belki adımı attıktan sonra korkulacak bir şey olmadığı ortaya çıkar ama harekete geçmeden önce olay bize tehlikeli, bu yüzden de korkutucu gözükür. Eski ve denenmiş olan, güvenlik verir bize ya da en azından biz öyle düşünürüz. Oysa her yeni adım, başarısızlık tehlikesini de beraberinde getirir. İşte bu özellik, insanların özgürlükten korkup kaçmalarının da en önemli nedenlerinden biridir
Sayfa 141
Sahip olmak düşüncesine yönlendirilmiş öğrenciler, bir dersi dinlerlerken bir yandan anlatılan şeyler arasındaki mantıklı bağları yakalayarak anlamı kavramaya çalışırlarken, öte yandan da bütün anlatılanları defterlerine not ederek, gelecek sınavda başarılı olmayı amaçlarlar. Ama bu arada, anlatılan şeylerin içeriği üzerine pek düşünmez, ona karşı bir tavır almazlar. Böylelikle öğrendikleri şeyler, onların düşünce dünyasının bir parçası haline gelmediği için, kişisel gelişimlerine ve evrimlerine hiçbir katkıda bulunmazlar. Bu öğrencilerin yaptıkları, duydukları ve hafızalarında sakladıkları teorileri, yeri gelince eksiksiz ve katkısız olarak yinelemekten ibarettir. Konunun içeriği ile öğrenci, birbirlerine yabancıdırlar. Öğrenci, başkaları tarafından varılan (ya onların kendi vardıkları ya da başkalarından alıntı yaptıkları) bazı sonuçların mülkiyetini eline geçirmiş, bu düşüncelere "sahip olmuştur". ​Öğrencilerin tek amacı vardır: "Öğrenilmiş" olanı saklayıp tutabilmek. Bunun için, ya bunları hafızalarına iyice yerleştirmek ya da bazı notlarla, grafiklerle ve çizimlerle kâğıda geçirmek zorundadırlar. Yeni bir şey yaratmalarının veya olağandışı bir şey becermelerinin hiç gereği yoktur. Sahip olucu karakter yapısındaki birisi için, yeni düşünceler ve fikirler, daha önce kafasına yerleştirdiği şeylerin tümünün yeniden gözden geçirilmesine ve yeni sorular sorulmasına yol açacağından, rahatsız edici olacaklardır. Dünyaya bakış açısı ve insanlarla ilişki biçimi, sahip olmak ilkesine göre ayarlanmış bir insan için kolayca sınıflanamayan, böylece de gelişen, değişen ve denetim altına alınamayan her düşünce, huzursuz edici ve korku vericidir.
Sayfa 51