Asırlarca yerin altında saklanmak, nefes almadan yaşamak ve bir yaratığa dönüşmek istiyordum. Binlerce kolu, binlerce gözü, pençeleri, zehir saçan dili olan, ama çok iyi yürekli, hayırsever bir yaratık. Kurulan onca sofra boşa çalarsa, yakılan mangallar sönerse, nağmeler uçarsa, gülüşler unutulursa gelip her şeyi bir anda toparlasın, yerli yerine yerleştirsin, olan biteni hatırlatsın diye. Kırılmıştım, çok kırılmıştım. Ben kırık biriydim, bana ve file bir fırsat verilmeliydi. Bu bir rüyaydı. Yine de fırsat verilmeliydi
Artık benim gözlerim derinlerde batık bir gemi adı, kahverengi yosunların arasından, hülyalı hülyalı bakıyorum dünyaya. Ve körüm biraz, her daim milat tanıklığı beklediğimi unutamadığımdan, kara kara. Kafamda rutubetli, ağır düşünceler, taşkın sular aranıyorum dibini üfleyecek. Zaten neyim var ki kaybedecek, doğru öfkelere yanlış kelimelerden, küflü akşamlarda biriktirilmiş tiyatro biletlerinden başka, başka. Başı dönmüş, başa dönmüş, delirmiş bir kaçağım ben artık. Nasıl bir kaçağım ben artık? Yasa içi, lakin dünyadışı bir kaçağım ben artık. Tik tik tik..
"Ben severim yine de. Koşullar..." "Yok abicim. Koşullar koşullar. Yemişim koşulunu. Baktın ki kaldın sap gibi ortada, durmayacaksın. En yakan neresi, süreceksin atını oraya. İhtilalci dediğin istilacı olacak biraz, deli olacak. Gerekirse yenil, ama ne olur? Raconun baki kalır. Bak Yakışıklı'ya..."
"Çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. Geçen sene aldığın o Allahlık Kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."