Yani nereden başlasam bilemiyorum. Kitap elimde akıp gitti resmen...
Hani hep şöyle saçma bir kalıp yargı vardır ya "Türkler fantastik yazmasın (!)" diye. İşte bu kitap, bu yargının tamamen yanlış olduğunun bir göstergesi. Her şey kusursuz kurgulanmış...
Hemen yazardan başlayalım:Sena Nur Işık kendisini YouTube'dan severek takip ediyorum. Yeni bir kitap çıkarınca hemen almak istedim, bu kitabın fantastik olması beni almaya daha çok itekledi. Gerçekten öve öve biteremeyeceğim bir kitap yazmış.
Kurgusundan bahsedelim biraz, 72 yıl önce halk imparatorluğa isyan eder ve o gece gökte hiç yıldız görünmez (halk yıldızlara taptığı için bu çok kötü bir durumdur) ve yeryüzüne bir lanet iner. Bu lanet yılın ilk ayının 17'sinde doğan her çocukta görülür. Bu yüzden halk o çocuklara farklı farklı tedaviler uygular. Vee gelelim baş karakterimiz Victoria'ya... Victoria da bu laneti taşıyan prensestir. 18. Yaş gününde Victoria'yı kaçırırlar ve Victoria acı gerçeklerle yüzleşir. Yani efsane değil mi?
Kitabın sonu tüyler ürpertici bitti. İkinci kitabı heyecanla bekliyorum...
Şimdi gelelim kitabın eksilerine... Kitabın kurgusu çok iyi olmasına rağmen sevmediğim iki kısım oldu.
1) Karakter isimlerinin yabancı olması. Yani madem Türklerin fantastik yazdığını kanıtlamak istiyorsun, karakterlerine de Türk ismi koy, öyle değil mi? Ayrıca karakterlerin yabancı isimleri olup, Türkçe konuşmaları biraz garipti.
2) Kendini tekrarlayan cümleler ve ilginç bir başlangıç. Yazar, bazı yerlerde sürekli kendini tekrarlayan cümleler kurması beni biraz rahatsız etti ancak yazarın ikinci kitabı olduğu göz önünde bulundurursak bu çok kötülenmesi gereken bir şey değil. Kitabın ilginç bir başlangıç yaptığını söylemiştim. Kitabın başından hiç bir şey anlamadım. Victoria sürekli bayılıp durdu. Bundan