Yevgeni Zamyatin – Biz
Gerçekten, tutku, hayal gücü, duygu… yani ruh olmasa, belki de daha mutlu olurduk. Bu, üzerine düşünülmesi gereken ağır bir soru.
Zamyatin’in Biz’i distopya edebiyatının ilklerinden biri olmasına rağmen, hâlâ çarpıcılığını ve geçerliliğini kaybetmeyen bir roman. Kitap boyunca özellikle D-503’ün dönüşümü beni derinden etkiledi. Anlatım dili öylesine içten, öylesine parçalı ve çarpıcıydı ki, sanki yazar bir roman yazmayı unutmuş ve gözlerini kapatıp hissettiklerini kare kare aktarmış gibi. Cümleler çoğu zaman kesik, düşünceler tamamlanmamış; ama tam da bu haliyle çok sahici.
Gerçekten de Zamyatin'in yazımı öyle mekanik bir anlatıdan uzak ki; sanki beyninde elektrikler çakarken, ruhunun çarpıntılarını kelimelere dökmüş.
Karakterlerden özellikle O’nun yaşadığı içsel çatışma, bir anne olarak benimle duygusal bir bağ kurdu. Onun duygu taşıdığı için sistem tarafından "eksik" görülmesi ve bir çocuk sahibi olmasıyla yaşadığı acılar oldukça dokunaklıydı. Empati kurmamak elde değil.
I-330 karakteri ise beni hem büyüledi hem de mesafede bıraktı. Onunla tam anlamıyla bağ kuramadım ama şunu hissettim: I-330 bu romanda bir karakterden çok, tutkunun vücut bulmuş hali gibi yazılmıştı. D-503’ün zihninde yarattığı kargaşanın sebebi de buydu sanırım — kontrolsüz bir hayal gücü ve his.
Ve orman…içinde ölümü, yaşamı, tazeliği, çürümeyi, güzelliği, çirkinliği... tüm zıtlıklarla tanımlanan yaşamın ta kendisi, kısaca gerçek hayat. Belirsiz, karmaşık, yer yer korkutucu ama canlı. Duygular gibi, ruh gibi.
Kitabı bitirdikten sonra kafamda tek bir cümle dönüp durdu:
Belki de ruhumuzu kaybetmeden huzura ermek mümkün değildir.
Peki siz,
Ormanın tarafında mısınız, Cam Duvarların mı?