~ İçgörü
Kendini görmek; Ama nasıl? Hangi gözlerle ve hangi mesafeden? Hangi ağlayışla ya da hangi tedirginlikle...
Derroni, Trakya bölgesinde, özellikle Yunanistan'ın kuzeydoğusunda ve Bulgaristan'ın bazı bölgelerinde yaşayan antik bir Trakya kabilesi. Müzik, dans ve özenle hazırlanmış gömme uygulamalarıyla karakterize edilmiş, öbür dünyaya olan inançlarını yansıtan zengin bir kültürel mirası paylaştılar. Stratejik coğrafi konumları doğal kaynaklara erişimi sağladı, tarımı ve ticareti kolaylaştırdı ve Yunanlılar ve Romalılar gibi komşu kabile ve medeniyetlerle etkileşime olanak sağladı. Derroni dili, Hint-Avrupalı olduğuna inanılan büyük oranda çözülmemiş Trakya dilbilim grubunun bir parçasıydı. Herodot gibi eski tarihçilerin tarihi anlatımları Trakyalıların sosyal yapısına ve geleneklerine ışık tutmaktadır. Herodot, "Trakyalılar birçok adet ve yaşam biçimi olduğu için tüm halkların en çeşitliliğidir. " Derroni savaşçı kültürleri ile biliniyorlardı ve sık sık çatışmalar ve ittifaklarla mücadele ederek askeri yeteneklerini gösteriyorlardı. Onların dini uygulamaları çok tanrıçaydı, şarap ve doğurganlıkla ilişkili Dionysus gibi tanrılara karşı özel bir saygı duyuyordu. Bu bağlantı, Dionysus'un bir eğlence ve coşku tanrısı olarak tanımlandığı çeşitli antik metinlerde vurgulanmıştır. Bölgelerinde bulunan arkeolojik bulgular, günlük yaşam, ticaret ve sanatsal ifadeleri hakkında içgörü sağlayan önemli eserler ve gömme höyüklerini (kurganlar) ortaya çıkardı.
Reklam
Temel içgörü, bir adamın eziyetinin bir başka adamın sevinci olmasında yatar.
İçgörü
Kitap okumak insana içgörü kazandırıyormuş. Bunu yeni mi fark ettim bilmiyorum ama az önce en son okuduğum kitabı incelerken (Açlık), kitabın yanına karaktere söylemek için düştüğüm notları görünce fark ettim. Karakteri eleştirmişim o küçük notlarda. Fark ettim ki adamda eleştirdiklerimin benzerleri bende de var. Sanki adam yüzüme vurdu gerçekleri.
Bazen çok fazla anlamaya çalışırken ne hissettiğimi unutuyorum.
Entelektüalizasyon (Intellectualization) Kişinin yaşadığı zorlayıcı bir durumu duygusal olarak deneyimlemek yerine, sadece zihinsel ve kavramsal düzeyde ele almasıdır. Yani kişi, olan şeyi hissederek değil, düşünerek yaşar. Anna Freud, entelektüalizasyonu egonun kaygıyı düşünce yoluyla kontrol etme girişimi olarak tanımlar. Çünkü bazı duygular vardır ki hissedildiğinde taşkın hâle gelir. Ve zihin şöyle bir yol bulur: “Bunu hissetmeyeyim, bunu anlayayım.” Gündelik hayatta bunu şöyle görürüz: Bir kayıp yaşayan kişinin, yasın evrelerini anlatması ama kendi yasına temas edememesi; çok incindiği bir durumda karşısındaki kişinin çocukluk travmalarını açıklaması ama kendi kırılganlığını hissedememesi. Terapide bazen şunu duyarız: “Bunun aslında bağlanma stilimle ilgili olduğunu biliyorum.” Ancak o bilgiye eşlik eden duygu yoktur. Burada mesele düşünmek değildir. Mesele, düşüncenin duygunun yerine geçmesidir. Entelektüalizasyonun işlevi, kişiyi duygusal taşkınlıktan korumaktır. Çünkü hissetmek bazen kontrolü kaybetmek gibi yaşanır; düşünmek ise mesafe sağlar ve benliği organize eder. Bu yüzden, özellikle yüksek zihinsel kapasiteye sahip kişilerde çok sık görülen bir savunmadır. Ve çoğu zaman dışarıdan “çok farkındalıklı” gibi görünür. Ama içeride yaşanan şey şudur: Her şey anlaşılmıştır, ama hiçbir şey hissedilmemiştir. Bu savunma kalıcı hâle geldiğinde kişi, kendi duygusal deneyimine yabancılaşır. Ne kırıldığını tam hisseder, ne yas tutabilir ne de gerçek bir rahatlama yaşayabilir. Psikanalitik çalışmada amaç, kişinin düşünmesini azaltmak değildir; amaç, düşünce ile duygunun yeniden buluşmasını sağlamaktır. Çünkü içgörü ve farkındalık, sadece anlamakla değil, hissetmekle oluşur.
"Akıp giden yılların ardından bakıp üzülmek yersizdir. Mühim olan, geriye dönüp baktığında heybende kaç insana dokunabildiğini görebilmektir." ✍️🏻| Faruk Nafiz Çamlıbel
Alıntı
Reklam
Reklam