Şimdi bir balkondayım. Balkonun korkuluklarından dışarıyı izliyorum; oyun oynayan çocukları, küme küme oturan kadınları, sigara içen erkekleri... Hepsinin yüzünde ayrı bir yaşanmışlık izi var. Ne konuştuklarından çok, nasıl konuştukları dikkatimi celbediyor. Konuştuğu şeye ne kadar inandığı, her birinin yüz hatlarından belli oluyor. Kendimi bildiğim günden beri komşularım aynı; artık birçoğunun huyunu da yüz ifadesini de çok iyi biliyorum. Tuhaf olan ise onların, benim bunu bildiğimi bilmiyor oluşu. Bir insanın, karşısındakinin yüzüne baka baka inandırıcı olmayan şeyler söylemesi çok üzücü. Üstelik seni kandırdığını düşünüyor olması, bence küçük düşürücü bir durum.
İşin bana ilginç gelen kısmı ise küçükken evinde yemek yediğim, su içtiğim tüm bu insanların bu huylarını o zamanlar fark edememiş olmam. Galiba insan büyüdükçe bakış açısı da değişiyor. Mahalledeki çocukların oyunları ise tıpkı bizimkiler gibi; tek fark, ağızlarındaki küfürler ve bakışlarındaki nefret. Büyüklerin değişmesi gibi, küçükler de her nesilde değişiyor olmalı. Yoksa bu kadar aynı olup, aynı zamanda bu kadar farklı olmanın başka bir açıklaması olamaz gibi geliyor bana.
Sanki biz, buradan tamamen soyutlanmışız gibi... Bizim ev, başka bir mahalleye ait gibi sanki. Sessiz ve sakin bir yaşam... Kendisi neyse başkasına da o olduğu için, mahallede pek sevilmeyen bir ev burası. Bir Mahmut amca vardı; bir o severdi bizim evi, bir o merhametliydi bize. Çocukluğumun en güzel yerlerinde hep Mahmut amca var. Şimdi yok, terkidiyar eyledi. Evlerimiz yan yanaydı; ne zaman o tarafa baksam aklıma o gelir, ne zaman mezarının önünden geçsem küçüklüğüm canlanır. Az ekinlerini toplamadım, ezmedim... Beyzbol oynarken camını kırmışlığım da çoktur. Hiç ses etmezdi, ters bir bakış bile atmazdı. Çünkü o, Mahmut
Çünkü her zaman önemli biri olmak istedim. Ancak hayatın geldiği noktada ne ben istediğimi buldum ne de hayat önüme güller serpti. Yani anlayacağınız hayat dediğiniz bu acımasız perde beni bir oraya bir buraya sürüklerken, yaptığı her bir değişimden zevk alırcasına ruhumu elimden aldı. Hepimiz onun elinde bir oyuncak olduğumuzu farkında olmadan ruhumuzu onun eline teslim ettik. Ben hayattan şikayetçiyim... Ancak şikayetimi ulaştırabileceğim bir merci ne yazık ki kapalı durumda. Veya umursamaz tavrıyla insanları eliyor. Bilemiyorum ama şu bir gerçek ki ben hayatın bu vurdumduymaz tavrının nereye varacağını çözemedim. Bu çözülmemişlik içerisinde yalpalıyorken ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki, o da; hayatın elinde sadece bir malzemeden ibaretiz. Bu sadece benim için geçerli değil, çoğunluk bundan şikayetçi. Zaten seçmediğimiz daha ne yaşamamız gerekiyor. Yılların verdiği bunalmışlıkla, daha bu genç yaşımda, istifa ediyorum deyip çıkmak geliyor içimdem. İstifa ettiğim, seçmediğim bu düzenin ta kendisidir. Azınlık mutlu mesut yaşıyorken bunca acıyı neden biz sırtlanıyoruz?.. Bu düzensizliğin amacı beni ilgilendirmiyor, hayır. Ben sadece bu düzensizliği yaşamak istemeyenlerdenim. Mümkün olsaydı, hayatı geride bırakır giderdim. Çünkü bunca yalnızlık, üzüntü ve keder hâli ruhumu çürüttü. Halbuki her şeye rağmen neşem vardı benim. Ama söndü. Çünkü hayat, bu yorucu serüvende her şeye rağmen olan neşemi de bana çok görüp elimden almak için her şeyi yaptı. Artık mutsuzum, artık konuşmak bile gelmiyor içimden. Olduğum kişiyi tanımıyorum, kim bu ben?.. Bilmiyorum.