Sonbahara doğru kasabamızın sabahları pek enfesleşir.
Güneş, daha, tâ uzaklarda, ovanın doğu sınırını pembe bir şerit gibi çizen Emir Dağları'nı aşmadan uyanırız. Kasabanın omzunda yükselen dağlar hafifçe morarmıştır ve gökyüzü gümüş rengindedir.
Yüzümü yıkamak için bahçedeki çeşmeye gittiğim zaman, göğsüm ferahla genişler.
Ayva ağacına bakarak üç beş defa derin derin nefes alır veririm. Sonra içimden belli belirsiz bir karartı geçiverir ve ben: "Niçin biraz daha önce kalkmadım?" diye üzülürüm.
Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur; geceler boyu yalnız ve sessiz beklerken pek çok şeyi yeniden düşünür insan. Neler neler söylemedi içim o uzun bekleyiş gecelerinde, neler neler kurdum içimden, bilsen...
Her şeyin geçtiğini,zamanın cümle derde şifa verdiğini söyleyenlere sövüyordum içimden. Dünyanın en büyük yalanıydı bu. Zaman geçiyordu evet. Zamanın geçtiği doğruydu. Aman zamandan başka hiçbir şeyin geçti yoktu.