Essenîler, insanlığın hep daha iyi bir geleceğe doğru sınırsız aşamalı gelişimini sağlamak amacıyla, barışçı içsel bir devrim, her biri fedâkâr, zeki ve aktif olan bireysel bir yeniden doğuş meydana getirir.
Sayfa 112 - Hermes Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
Ama bence bu durum değişecek," dedi Wilbur. "Gençlerin yaşlılardan farklı olduğunu düşünüyorum. Cidden. Bence öyleyiz. Bir tek saçlarımız değil. Tüm bunların altında bir şey var bence. Sanırım biz büyüdüğümüzde dünya daha iyi bir yer olacak. Edebiyat öğretmenim devrimin yolda olduğunu düşünüyor." "Bilmem ki," dedi Maggie. "Bence böyle düşünmek işimize geliyor. Ya da içsel bir devrim olacak. Kendimizi kabul etmeyi falan öğ-reneceğiz. Mesela, ne bileyim... ağaçlarla denizleri. Buraya gelmeyi sevmemin nedeni bana daha sahici gelmesi. Öteki hayvanlardan pek bir farkımız yok, sence de öyle değil mi?" Bir ördeği gösterdi. "Küçük ördekler anne babalarından daha iyi birer ördek mi oluyorlar? Ya ördek ördek, insan insansa ve zannettiğimiz kadar çok değişmiyorsak? Ördekler vakvaklamaya, insanlar bir şeylerden nefret etmeye devam ediyor işte.
Reklam
İnsan kendini değiştirerek dünyayı değiştirecektir. Hakiki devrim, içsel olandır
Felsefe
Râbia el-Adeviyye’ye göre islam, kendini Allah’a ve tefekküre adamak için toplumdan tümüyle el ayak çekmek anlamına geliyordu. Onunki ruhun içsel özgürlüğü idi. Hasan-ı Basrî’ye göre ise İslam, öncelikle insan fiilleri, yani özgür irade ve sorumluluğun anlamı ve ölçüsüyle ilgiliydi.
İnancı Siyasileştiren Zerdüştlük
İyi ve köyünün çatışması bugünün konusu, kavgası ve sorunu değildir. Varlığın anlam arayışının merkezinde bu mücadele yer alır. İyi ve kötü bu kadar içiçe geçmiş iken kime ve neye göre iyi ve kötüyü ayıracağız? Bu mümkün mü? Mümkün değil ise neden mümkün değildir sorunsalına tarih, dinler ve felsefe adı altında ki ahlak anlayışının bu açmazı içinden çıkılmaz hale getirdiğini gözler önüne serme vakti geldi. Günümüz Zerdüştlüğünü her istediği yere art niyetini satması için yerleşmiş. Yerel çabaları örgütlü kötülük olarak gizleyip iyi makyajı ile bu sebeple satmak istiyorlar. İran'ın bulunduğu coğrafya dinler tarihi açısından bu çatışmanın en sistemli yayıldığı bir coğrafya olduğu için devlet yutan çabalar buradan çıkmış buradan yol almış her çağda ahlak satarak öne çıkan yaşamın gerçeği içine sızarak kötülüğün varlığını kılık değiştirerek sürdürmek istemişlerdir. Anadolu da 21 Aralık 2015 tarihi sonrası başlayan şer tufanı ile başlayan devrim bilinci içine sızma çabaları da yine dijital kanallardan yine bu coğrafya kaynaklı sahaya sürüldü. Romalı Mevlana Celaleddin Rumi nasıl oldu bunu daha önce yazmıştım. Selçuklu devletini bu yöntem ile yediler. Osmanlı devletini tam tersi bir yöntem ile yediler. Anadolu ve Türk ulusu 1938 sonrası çok yivli çok tetikli bir saldırıya bin yıllık kin ve yüz yıl önce ki kuyruk acısı hınç içinde organize bir kötülüğü yine aynı yöntemle üretti. Anadolu bektaşi Türk kültürünü unutturularak alevi inancı adı altında misyoner siyasete hizmet eden bir yapıya Cumhuriyet Halk partisi üzerinden bir operasyon ile dahil edilmek isteniyor. İsa peygamberin bile bektaşi olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler.
Hayata Dair
TR'de 1950-71 Dönemi:
Bu yıllar, ülkeye Amerikan emperyalizminin ekonomisinden politikasına, kültüründen sanatına kadar damgasını vurduğu ve bizzat oligarşi içinde yer aldığı yıllardır (emperyalizmin içsel bir olgu hâline gelmesi). Bu yıllarda emperyalist üretim ilişkileri ülkenin en ücra köşesine kadar egemen olmuştur. Kısaca dersek, küçük burjuva millî ekonomisi, emperyalist istismara cevap verecek şekilde değişikliğe uğramış, emperyalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu oligarşinin gayri millî ekonomisine dönüşmüştür. Küçük burjuva diktatörlüğü yerini oligarşik diktaya terk etmiş, küçük burjuvazinin millî ideolojisi ve politikası, oligarşinin gayri millî ideolojisi ve politikasına yerini bırakmıştır. Emperyalist tekellerle baştan bütünleşmiş olarak doğan yerli tekelci burjuvazinin gerçek anlamda gelişip yaygınlaşması bu devrede olmuştur. Özellikle 1960’tan sonra, emperyalist üretim ilişkilerinin derinlemesine yayılmasına paralel olarak yerli tekelci burjuvazi de oligarşi içinde emperyalizmin temel dayanağı olmuştur. Ancak bu dönemde her şeye rağmen oligarşi ile küçük burjuvazi arasında bir nispi denge ülkede süregelmiştir. Yani oligarşi devlete bu dönemde tam anlamı ile hâkim değildir. Bu yüzden belli ölçülerde özellikle bürokrasi ve ordu içindeki devrimci milliyetçiler etkinliklerini bu dönemde devam ettirebilmişlerdir. Fakat özellikle 1963’ten sonra, yerli ve yabancı sermayenin ülkemizde giderek merkezileşip yoğunlaşması ve meta üretiminin ta köylere kadar girmesi ile oligarşi kademe kademe gücünü artırmış ve nihayet 1971’de küçük burjuvazinin sağ ve orta kanadını da kendi saflarına çekerek ordu ve bürokrasi içindeki Kemalistlerin gücüne büyük bir darbe indirmiştir.
Sayfa 45 - İlkeriş Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam