zeynep

zeynep
@icselalan
okumak, yazmak ve yaşamak üzerine
Kadın zihinsel planda hiçbir şeyi tehlikeye atmaz, çünkü yaşamla zihin çatışkısı onda erkekte olduğu kadar yoğun değildir.
zeynep isimli okura yanıt verildi
zeynep
ÖmerÖmer Cioran’ın “zihinsel plan” ifadesini yalnızca biyolojiye indirgemek yerine, daha geniş bir epistemolojik çerçevede ele almak gerektiği konusunda size katılıyorum. biyolojik determinizmi kastetmediği düşünülebilir, ancak onun düşüncesi yine de cinsiyetin zihinsel süreçler üzerindeki etkisine dair genelleyici bir iddiaya dayanıyor. Kurbağaların kimyasal değişimlere maruz kalarak cinsiyet değiştirebilmesi gibi örnekler, biyolojik sistemlerin dış etkenlerden bağımsız olmadığını kanıtlar. Ayrıca Kurbağaların cinsiyet değiştirebilmesi biyoloji ile çevrenin etkileşimini gösterse de, insan zihni ve toplumsal kimlik bu tür biyolojik mekanizmalara indirgenemez. İnsan zihni, yalnızca biyolojik adaptasyonlarla değil, bilinçli seçimler ve tarihsel süreçlerle şekillenir. Örneğin, 18. ve 19. yüzyılda Batı’da kadınların felsefe ve bilime katkıları sınırlıyken, aynı dönemde Japonya’da bazı kadın düşünürler aktif olarak entelektüel üretimde bulunuyordu.. Eğer zihinsel süreçler biyolojik zeminde şekilleniyor olsaydı, bu tür tarihsel ve kültürel farklılıkları açıklamak güçleşirdi. İnsan zihnini anlamada biyolojik etkenleri belirleyici bir çerçeve olarak ele almak, tarihsel gerçekliklerle çelişir. Tartışma için teşekkürler, zihin açıcı bir sohbetti. İyi akşamlar!
Reklam
Kadın zihinsel planda hiçbir şeyi tehlikeye atmaz, çünkü yaşamla zihin çatışkısı onda erkekte olduğu kadar yoğun değildir.
zeynep isimli okura yanıt verildi
zeynep
ÖmerÖmer öne sürdüğünüz noktaya katılmakla birlikte, biyolojik ve toplumsal etkenlerin katkılarının yüzdesel olarak belirlenemez olması, bunların eşit derecede etkili olduğunu veya aynı düzlemde değerlendirilmesi gerektiğini göstermemeli:) Elbette insan davranışları ve bilişsel süreçler hem biyolojik hem de toplumsal dinamiklerden etkilenir; ancak, cinsiyet farklarını açıklamada biyolojiyi belirleyici bir unsur olarak ele almak, bilimsel açıdan sorunlu olacaktır. Cordelia Fine (Delusions of Gender, 2010), kadın ve erkek beyinleri arasındaki farklılıkların büyük ölçüde nöroplastisite ile şekillendiğini ve beyin yapılarının çevresel faktörlere bağlı olarak, cinsiyet farklarının büyük ölçüde toplumsal yönlendirmelerle pekiştirildiğini belirtir. Eğer biyoloji belirleyici olsaydı, kadınların tarih boyunca entelektüel alanlardaki temsili sabit kalırdı. Oysa, eğitim ve toplumsal fırsatlar arttıkça kadınların bilim, sanat ve felsefede daha fazla yer alması (Schiebinger, Has Feminism Changed Science?, 1999), toplumsal dinamiklerin baskın rolünü kanıtlıyor. Sonuç olarak, biyolojik ve toplumsal etkenlerin kesiştiği bir gerçeklikten bahsediyor olsak da, kadınların bilişsel süreçlerini ve risk alma eğilimlerini öncelikli olarak biyoloji üzerinden açıklamak, bilimsel olarak temellendirilmemiş bir indirgemecilik olur. Dolayısıyla, metnin temel sorunu, bu iki faktörü birlikte ele almaktan ziyade, biyolojiyi arka planda bir değişmez olarak varsayarak toplumsal etkenleri yeterince hesaba katmamasıdır dersek bence daha doğru olacaktır :):)