Bir gün, bir korkuluğa şöyle dedim: "Tarlanda böyle tek başına durmaktan yorulmaz mısın?"
Dedi ki bana: "Korkutmanın hazzı öyle derin, öyle süreklidir ki, asla yorulmam."
Bir an düşündükten sonra, "Doğru," dedim, "ben de yaşadım bu hazzı."
Korkuluk cevap verdi: "Sadece, benim gibi, içi saman dolu olanlar bilirler bunu."
Kutsal Dağ'a tırmanıp Tanrı'ya şöyle dedim: "Ya Rab, ben senin kulunum. Senin gizli istencin benim için yasadır ve ben sana itaat edeceğim."
Ancak Tanrı cevap vermedi ve öfkeli bir kasırga gibi esti gitti.
Ve bin yıl sonra Kutsal Dağ'a tırmandım yeniden ve Tanrı'ya şöyle dedim: "Ey Yaratıcı, beni sen yarattın, sen balçıktan şekil verdin bana, tüm varlığımı sana borçluyum."
Tanrı yine cevap vermedi, ancak binlerce hafif kanat gibi uçtu gitti
Ve bin yıl sonra Kutsal Dağ'a bir kez daha tırmandım, dedim ki Tanrı'ya: "Tanrım, Sen benim amacım ve varacağım, bütünleşeceğim varlıksın; ben senin dününüm, sen de benim yarınımsın. Ben senin topraktaki kökünüm, sen benim gökteki çiçeğimsin ve biz, birlikte, güneşin önünde büyürüz."
İşte o zaman, Tanrı bana doğru eğildi ve kulağıma şefkat dolu sözler fısıldadı ve bir ırmağı bağrına çeken deniz gibi, beni de bağrına aldı.
Ben vadilere ve ovalara doğru indiğimde, Tanrı da yanımdaydı.
Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılamamış olmanın huzurunu. Çünkü bizi anlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar.