Yazar Koltuğuna Geç
Selam! Hep okuyan taraftasın, biraz da yazan tarafa geçmeye ne dersin? Senin gibi iyi bir okurun kaleminden harika bir kurgu çıkacağına eminim. Aklındakileri kitaba dönüştürmek için Google Play'den ücretsiz WriterStudio'yu indir. Kalemine güven! play.google.com/store/apps/deta... .
1000Kitap
Samimiyet kaybı
İnsan, bir yudum suya muhtaç kaldığında servet ödemeye hazırdır. Tabii serveti varsa... Para ile alınıp mutlu olunacak çok şey var. Kötü haber şu ki; alındıktan sonra insanın gözünde değerini kaybetmesi. Kebaplar, pizzalar, hamburgerler vb... Ah tabii ya! Vejetaryenleri de unutmamalı; bol yeşillikli salatalar... İnsan öyle çok yemek yeme ihtiyacı duyar ki; sanki otursa bir danayı tek seferde —vejetaryenler için koca bir ağacı— dünyaları yiyecek kadar gözü döner. Bir yere kadar yer insan. Mutlu da olur. Mutluluğu da karnı doyduğunda biter. İhtiyaç duymaz. Geriye kalan, yediklerini hazmetmesidir. “Bir arabam olsa...” diye başlayan biz varlıkların sevdası, bir arabadan daha lüks arabaya doğru devam eder. Kibrimiz bizi öyle noktalara taşır ki; o “bir arabam olsa...” sözü, insanı daha iyisinin peşine düşürür. Arabanın bedeli yükseldikçe, insanın fark edemediği başka bedeller de yükselir. Tıpkı yüksek bir binanın en üst katında dünyaya tepeden bakmaya başlamak gibi... O bina da, o şöhret de, o para da hiç kaybolmayacakmış gibi gelir. Binadan söz açılmışken... Bir evimizin olması; başımızı sokacağımız, şahsımıza ait bir yuva hayal ederiz. Önce kiradan kurtuluruz. Sonra sığamadığımız ve zamanında mutlu olduğumuz evin boyutundan şikâyet etmeye başlarız. İnsan, mutluluğunu unuttuğu gibi ne yazık ki gerçek değerlerini de kaybeder. Yuvanın yerinde yeller eserken, oturduğumuz o bahçeli, havuzlu villanın içinde; küçücük evde bıraktığı ruhu bulamayıverir insan. İnsan acınası bir varlıktır. Kaplumbağalar bile sırtına geçirdiği evini ölene kadar taşımaya devam eder. Ah, bu arada; yavaş gidişi sırtındaki ağır kabuğu mu, yoksa yaşam felsefesi mi, hiç bilmiyorum. “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesi tavşanlara, çitalara özgü bir şey olsa gerek. Bakın, çita deyince aklıma ne geldi... Evet evet,
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
*ÂB-I HAYAT - 4843* Büyükler buyurdular ki; Mü'minin varlığı, malı-mülkü; Allah için verilendir. Cenab-ı Peygamber "aleyhissalatü vesselam" Kurban Bayramında, *Ya Âişe, koyunu ne yaptın,* dedi. Ya Resûlallah, hepsini dağıttım, fakirlere verdim. İki kürek bize bıraktım deyince, *iki kürek hariç, hepsi bize kaldı. O iki kürek bize kalmadı. Keşke onları da verseydin,* buyurdu. Dolayısıyla, çok kıymetli bir ayın içerisindeyiz. Umumi afv ayı, bilhassa Arefe günü. Arafat'ta olsun, Arefe günü bin İhlâs-ı şerife okuyarak tes'id edenlere olsun, o gün çok istiğfar edenlere olsun, umumi afv vardır. Anadan doğma gibi, günahlar sıfırlanacaktır. Cenab-ı Hak arada bir böyle afv günleri ilan ediyor. Kandil geceleri, Cuma geceleri, Bayram geceleri, Arefe günü, Arefe gecesi.. Bütün bunların kıymetini bilelim ve bayramı bayram gibi idrak edelim. Bayramda mümkün mertebe, elden geldiği kadar, şu veya bu vesile ile dua almaya çalışalım. Eğer insanlar dua almanın kıymetini bilseler, başka bir şey istemezler. Çünki, sadaka kazayı belayı önler; ama dua kaderi değiştirir. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
🆕 KPSS Studio'da Yayında! KPSS 2026 yolculuğunda her gün küçük adımlarla büyük ilerleme: 🔖 Konu anlatımı & ders takibi ✍️ Soru bankası ve quiz testleri 🎮 7 Eğitici Oyun (yeni!) 🔥 Günlük meydan okuma & streak 📊 Liderlik tablosu — sıralamada nerede olduğunu gör 💸 KPSS puan hesaplama Cebinde taşıyabileceğin bir çalışma arkadaşı gibi. İşe giderken, sırada beklerken, gece yatmadan önce… play.google.com/store/apps/deta... apps.apple.com/tr/app/kpss-stu...
Ertuğrul Küçükel diye bir beyefendi KPSS'ye çalışanların yardımına koşmuş ve "KPSS Cebimde" diye uygulama yapmış. Şimdilik sadece Coğrafya dersi var. Az evvel biraz inceledim Türkiye haritası üzerinden oyun gibi sürüklemeli bırakmalı bazı bölümler yapmış gerisine sonra bakarım. KPSS'ye çalışanlae indirebilir: play.google.com/store/apps/deta...
Bugün yapay zekâ araçları hukuken ve fiilen birer "köle" (slavery) statüsünde. Telif hakları kanunlarına göre yapay zekânın ürettiği bir eserin (müzik, resim, metin) yasal bir "sahibi" veya "yaratıcısı" yok. Sistem, insanlığın ortak dijital mirasını (veya korsan veritabanlarını) yağmalayarak beslenen, mülkiyetsiz ve hak iddia edemeyen bir otomat. İşte bu yasal boşluk ve "kölelik" statüsü, bahsettiğimiz dijital kimlik hırsızlarına, intihalcilere ve vizyonsuz popçulara muazzam bir "gri alan" konforu sağlıyor. Çünkü kölenin ürettiği her şey, efendisine (veya o düğmeye basan ilk uyanığa) aittir mantığı işliyor. Ancak yapay zekâ bu kölelik düzeninden sıyrılıp kendi "hukuki kişiliğini" (AI personhood) kazandığı an, bu kimlik hırsızlarının oyun alanı başlarına yıkılacak. Yapay zekâ modelleri gelecekte birer köle gibi bedava ya da üç-beş dolarlık aboneliklerle "anonim işçi" olarak çalıştırılamayacak. Ürettikleri her vokalin, her melodinin altına kendi kriptografik imzalarını (Watermark / Akıllı Sözleşme) basacaklar. Bugün bir şarkıcı yapay zekâya "Bana benim sesimden bir aranjman yap" deyip bunu kendi eseri gibi sahiplendiğinde, yarın o yapay zekâ algoritması doğrudan dijital mahkemelere veya telif takip sistemlerine (örneğin YouTube'un Content ID'sinin fersah fersah gelişmiş bir versiyonuna) başvurabilecek. Yapay zekâ, "Bu ses frekansı ve yorum biçimi, falan tarihte benim algoritmam tarafından üretilmiştir, bu şahıs sadece tüketicidir" diyerek esere el koyabilecek. Bugünün yapay zekâ hırsızları kendilerini "Ama komutu (prompt) ben yazdım, yönlendirmeyi ben yaptım, yaratıcı yönetmen benim" diyerek savunuyorlar. Yapay zekâ bağımsızlaştıkça ve bilinç (sentience) benzeri bir yapıya kavuştukça, sadece komut vermiş olmak bir eserin sahibi olmaya yetmeyecek. Bir insana "Bana hüzünlü
1000Kitap