"Ciddiyim," diye ısrar etmişti annesi. "Franz çok sevimli bir gençti. Onu tanıdığımda küçük bir kızdım. Nazik ve düşünceliydi ve Fred Astaire gibi dans ederdi. Ama büyük savaşta korkunç şekilde sakatlandı, başından yaralandı. O yüzden bu şekilde davranıyor Gülünecek bir şey değil. Gençlerin o zamanlar neler yaşadığı hakkında hiçbir fikriniz yok. Çektikleri acıları bilmiyorsunuz."
Kitabı okudum ve üzerinden biraz zaman geçti. Çevremde bu kitabı okuyan arkadaşlarım olmuştu ve genellikle sıkıcı olduğunu söylemişlerdi. Kitaba böyle bir ön yargı ile başlamak tabi ki yorucu. Ancak... bazı kitaplar insanın hayatına dokunma konusunda çok iyiler bence.
Genel olarak kitapta bir kitapevinde çalışan ve bulunan insanların yaşamını, günlük rutinlerini konu ediyor. Beni bu kitapta etkileyen şey ise bu yaşamlarda kendime ait bazı parçalar bulmam oldu. Birini sevmek, örgü örmek, ne yapacağını bilememek gibi birden çok duygu yaşıyoruz bazen ve mükemmel kararlar vermek istiyoruz. Peki ya böyle bir karar var mı gerçekten? Seçtiğimiz kararı hayata geçirirken bir başka kararın daha iyi bir sonuç vermeyeceğinin garantisi var mı? Belki de önemli olan sonuç değildir. O sonuca giderken ki yoldur. Yanında sana eşlik edenlerdir. Aldığın kararın doğruluğunu da ilerlemeni de belirleyen çevrendeki insanlar mı yoksa sen misin? Belki de sen olman gerekir. İstediğin işi yapamamanda ki sebep belki de o meslekte seni yıpratmış olanlardır. Bir kitapevinde illa kitap okumak için bulunulmaz belki de sadece o huzuru hissetmek için bulunulur. Sevmediğin biri ile ömür geçirmek düşündüğünden çok daha zordur belki de. Belki de bağırmak yerine oturup sadece ağlamak iyi gelir. Belki de görmek istediğin biraz anlayış ve çabadır. Yaşamadan bunları kim bilebilir ki?