Erdem bilinci
Eğer zihninize düzene dair bir ideal fikri ekilmişse, onu ihlal etmekte olan lekeler gözünüze batmaya başlar.Ve bu histeriye karşı koymak gerçekten çok güçlü bir karekter ve erdem bilincine ihtiyaç duyar
Duygu ve Düşünce
Öze dönmek, sadece kitaplarda kalan bir ideal değil, yaşadığımız alana yansıyan bir felsefedir. Türk milletinin ruhu, doğayla kavga eden değil, doğayla uyum içinde yaşayan bir anlayışa sahiptir. ​Beton kulelerin tek tipleştirici baskısı yerine, toprağa yakın, tabiatla bütünleşen yatay mimari anlayışı, ​Taşın ve ahşabın sıcaklığını barındıran geleneksel yapılar, ​aslında bu milletin çevreyle kurduğu o insani ve dengeli ilişkinin, yani özün birer yansımasıdır.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Anmadın Mevlanı bir kez yürekten, Dünyada bu kadar nimet vermişken, Düşün Hakka hesabını verirken, Seyfet Bozçalı Şairin dediği gibi dünyada hiç bir şey gaye değildir asıl gaye Cenabı Hakkı anmaktır peygamberimiz SAV elinizdeki fidanı kıyamet vakti gelmeden dikin der fakat biz o fidanları ağaçları söküp yakıyoruz En güzel manzaralara sahip Karadenizin o olağanüstü manzaraları ise bakmadan kayboluyor ilk önce yeşilden maviden vazgeçen insanlar para sevgisi için yeşillikler üzerine oteller inşa ediyor oysaki Yedigöller ve Kaçkarlar manzarası ile ülkemizin sayılı güzelliklerinden bu güzelliklerinden farkında olmak için Karadenizin o yeşilliklerinde gezmeniz ayağınızı bir kere o soğuk buzul göllerine sokmanız yeterli olacaktır insan bugün yeşili maviyi güzellikleri nasıl soldurdu ise yarın ahiret kapısında kendi güzelliğide öyle solacaktır insan doğayı korumanın fidan dikmenin ilahi bir emir olduğunu ve doğanın bir canı olduğu aklına gelmiyor doğu karadeniz bölgesinin benzesiz bir parçası olan kaçkar dağları dalış yapmak içinde ideal bir bölge fakat insanlar yok etmeye bu hızla devam ederse yakında çocuklarına gösterilecek bir güzellik kalmayacak kaçkar dağları rize artvin erzurum sınırları arasında sizlerin ziyaretlerini bekliyor tüm güzellik ve eşsiz manzaralar kaybolmadan bu görkemli dağları ziyaret edin incitmeyin
1000Kitap
Kimse kendini kötü biri olarak görmez
😇 İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister. Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar. Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir. Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir. İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar. Vicdanın dili İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar? Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur. __Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan
Makale|Yazı
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -VI-
Efendim, serinin ilk yazısından beri şunun iddiasındayız, hatırlayarak devam edelim: Nereden kafalarına estiği belli olmayan bazı yorumcuların iddia ettiği şekilde, Bediüzzaman Hazretlerinin, Muaviye radyallahu anha dair bir "rezervi veya "acabası" yoktur. Risale-i Nur'da hiçbir bölüm bize böyle bir şey söylememektedir. Aksine, külliyata bakıldığında, mürşidimin Hz. Muaviye'ye bakışının diğer Sahabîlerden ayrılmadığı görülecektir. Kendisinin Sünnî bir âlim olduğu anımsanırsa zâten bundan başka bir duruşa sahip olmayacağı da kolaylıkla kabullenilecektir. Kabullenemeyenler, metinlerinde böyle bir muhalefet gördükleri için değil, hevâlarına sığdıramadıkları için kabullenememektedirler. (Yuh olsun onların nefislerine!) Evet. İşte bu yazıda da "itirazlara dayanak kılınmaya çalışılan" bir metni "ne kadar buna elverdiği yönüyle" analiz edeceğiz. Metnimiz Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'nden. Aleyhissalâtuvesselâmın ihbar-ı gayb mucizelerinden birisine delil olmak üzere mürşidim iki hadis sevkediyor orada. Meâllerini alıntılayalım: "Hilâfet, benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır." (Müsned, 5:220, 221.) "Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak." (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.) Şimdi, bu metinlere hiçbir önyargımız olmadan baktığımızda, buradan Muaviye radyallahu anha dair bir "karalama" malzemesi çıkarılabilir mi? el-Cevap: **Doğrusu ben böyle bir şey göremiyorum. Görenin de nasıl görebildiğini anlayamıyorum. Çünkü devamı şöyle geliyor: "(...) deyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline
Hazreti Muaviye
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı