"Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan kuvvetin son bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o iktidarın da yok olduğu vakitlerdir ki onun yerine geçen tesirli bir sükûnet, en şiddetli elem gözyaşlarından daha gönül yakıcıdır."
Ama kadınlar belli bir büyüklük, biçim ya da
boy için veya klişelere uymak için açlık çekmekten çok, kendilerini kuşatan kültürden temel bir saygı görememenin açlığını çekerler. İçerideki “aç,” saygı görmeyi, kabul edilmeyi ve en azından klişeleştirilmeden karşılanmayı özlemektedir.
Yaratıcı hayatınız için, yalnızlığınız için, olma ve yapma zamanınız için, asıl hayatınız için en önemli şey devam etmek, direnmektir; devam etmek, çünkü vahşi doğanın vaadi şudur: Kıştan sonra, her zaman ilkbahar gelir...
Bizi buzdan çıkaran, hatta psişik olarak bizi duygu eksikliğinden kurtaran kişinin, mensubu olduğumuz aileden biri olması şart
değildir. Öyküdeki gibi, belki de hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan sihirli, ama gelip geçici olaylardan bir yenisi, yoldan geçen bir yabancının sunduğu bir tür nezaket eylemidir.