Sonunda tabut kapatıldı, çivisi çakıldı, arabaya kondu ve yola çıktı. Ona caddenin sonuna kadar eşlik ettim. Arabacı tırıs gidiyordu. İhtiyar peşinden koşuyor ve bağıra çağıra ağlıyordu; ağlayışı koştuğu için titrek, kesik kesik bir sesle duyuluyordu. Zavallı şapkasını düşürdü ve onu kaldırmak için durmadı. Başı yağmurda sırılsıklam oldu; rüzgar çıktı; yüzü kırağıyla kaplanıp ıslandı. İhtiyar kötü havanın farkında değilmiş gibiydi ve ağlayarak arabanın bir sağında bir solunda koşuyordu. Eski redingotunun etekleri rüzgarda kanat gibi havalanıyordu. Bütün ceplerinden kitaplar dökülüyordu; iki eliyle dev bir kitap tutuyordu, sıkıca sarılmıştı ona. Yoldan gelip geçenler şapkalarını çıkarıp haç çıkarıyorlardı. Bazıları da durmuş şaşkın şaşkın ihtiyarı seyrediyordu. Tek tek çamura düşüyordu cebinden kitaplar. Onu durduruyor, düşürdüğü şeyi gösteriyorlardı; onu yerden alıp yine tabutun peşinden koşuyordu. Caddenin köşesinde yoksul, yaşlı bir kadın yanaştı tabuta, ona eşlik etmeye başladı. Eve döndüm. Korkunç bir kederle annemin göğsüne atıldım. Kollarımla onu sıkı sıkı sardım, öptüm ve hıçkıra hıçkıra ağladım, ürkerek sokuldum ona sanki son dostumu kollarımda korumak ve onu ölüme teslim etmemek ister gibi...