Damla

Damla
@idiyopatik
8/10
·252 syf.·
2018 18. kitabı
Gençtin… Ailenden uzakta bir başına onların desteğiyle yaşıyordun. Büyük umutların vardı. Çalışıyordun, gecen gündüzün yoktu. Özgürlüğün içindi tüm bunlar. Bir an önce emeklerinin karşılığını alman aileni rahatlatman lazımdı. Ayaktaydın, çünkü sana inanıyorlardı. Ayaktaydın, çünkü üretiyordun ve yaptıklarına inancın tamdı. Tüm masrafların çalışmalarınaydı. Seni kurtaracak olan da onlardı ne de olsa! ‘’Ama insanın yaptığı iş kalır ve yaptıklarından kolay kolay pişman olmaz. Ne kadar çok etkinlik gösterirsek o kadar iyi… Başarısız bir şey yapmayı, boş oturup hiçbir iş yapmamaya yeğlerim. ‘’ Sürekli bir gelişme halindeydin. Okuyordun, araştırıyordun, yorumluyordun.. Belli ustaların vardı kendine örnek aldığın. Meraklıydın. Yeniyi denemekten çekinmiyordun. ‘’Beni ilgilendiren, doğrudan doğruya benim sorumluluğumda olan şey, içine düştüğüm durumları en iyi biçimde değerlendirebilmek ve elimden geldiğince ilerlemeye çalışmak...’’ Yaşın ilerlemeye başladı. Sen öğrendikçe öğreniyordun, sürekli bir ilerleme halindeydin de karşılığını alamıyordun. Limitlerini iyice zorluyordun; kendinden, sağlığından ödün verecek kadar.. Sonuç yoktu! Sürekli bir maddi kayıp halindeydin. Başaracağına hala inanıyordun ama belirsizlik seni korkutuyordu. ‘’Kendi kendinle savaşmak, daha iyiye, daha güzele doğru gitmeye çabalamak, enerjini yenilemek… bütün bunlar maddi sıkıntılar yüzünden daha da zorlaşıyor.’’ Ruh sağlığın etkilendi.. Çevrendekilerin sana dair endişeleri vardı. Kendine zarar vermeye başladın.. İnsanları kendinden uzaklaştırdın. Ve yaşamına son verdin. Ah be Vincent..Yaşamını en sade haliyle yazmaya çalışınca gördüm ki sen gibi yaşamın adil omayan yüzüyle karşılaşmış ne de çok insan var .. Çok değerli Theo’n vardı senin. Hani şu her an elini omzunda hissettiğin, birlikte
Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh · Yapı Kredi Yayınları · 20168,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·32 syf.·
2017 111. kitabı
Okuduklarıma nadir yorum yapan biri olarak bu sayının güzelliğini nasıl anlatırım bilmiyorum. Dergi; okuduğum Zweig, Dostoyevski, Shakespeare sayıları ile sevgimi zaten kazanmıştı. Hatta hızımı alamayıp ilk altı sayısını tamamlamıştım. Geriden gelip tüm sayıları okuma gibi bir fikrim de vardı.. Kasım sonuydu.( Yağmurlu, soğuk bir kasım sabahı elimde kahve.. diye başlamayı çok isterdim ama kahve sevmem Malatya’da da yağmur pek yok. O günün tek özelliği son oluşuydu anlayacağınız ) Dergilerimi, posterlerimi karşıma almıştım. Hayran hayran karıştırırken ‘’ keşke bir de Sabahattin Ali sayısı çıksa…’’ diye iç geçirmiştim.. Allah’ın sevdiği kuluyum galiba:p, aralık sayısını ana sayfamda gördüm ki ne göreyim evet evet, Sabahattin Ali’ydi. Tabi kafamda bir sürü soru…’’Kim bilir posteri nasıl?’’ ‘’hangi kitaplarından alıntılar yapıldı?’’ ‘’Acaba bildiğim kitapları mı olacak?’’ ‘’Zülfü Livaneli şiirleri ile ilgili bir şeyler yazmış mıdır?’’… Geçmiş sayılar pekala okumam için bekleyebilirdi, önceliğim belliydi. İlk fırsatta koşup aldım tabi. Derginin yanında bir de ayraç var üzerinde de İçimizdeki Şeytandan bir parça: “İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.” Daha başlamadan benden artıyı alıyor dergi.. İçine geçiyorum Sabahattin Ali karşılıyor: “Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?” zamanında paylaşmış olmam da mutlu etmiyor değil. (: Yazılara gelirsem, Yekta Kopan ‘’herkes gitmekten söz ediyor’’ diye başlıyor. Nebil Özgentürk-Sunay Akın sohbetine geçtiğimde her ne kadar gözüm Ahmet Mümtaz Taylan-Hakan
Televizyon
Tuhaf Dergi - Sayı 9 (Aralık 2017)Tuhaf Dergi · Tuhaf Dergi · 2017137 okunma
Puan vermedi·120 syf.·
2017 97. kitabı
Özdemir Asaf... O’nun şiirlerinde çok sayıda dize göremezsiniz. Öyle ki sadece kitabın ismini okuduğunuzda bile ‘’Yön’’ şiirini okumuş olursunuz. ‘’Ultra’’ şiirinde seslenir: ‘’Bir kelimeye Bin anlam yüklediğim zaman Sana sesleneceğim.’’ Okuduğunuz çoğu şiirinde fark edersiniz; dediğini yapmıştır. O’nun şiirleri ve isimleri arasında bağlantı kuramadığınız zamanlar olur. Yeri gelir cimrilik yapar. Sadece ‘’Ç’’ koyar ismini. O’nun matematiği bildiğimizden biraz farklıdır. ‘’2=1’’der ve başlar: ‘’Kim o, deme boşuna... Benim, ben. Öyle bir ben ki gelen kapına; Başdan başa sen’’ Ve O’nun sesi…. İnişleriyle, çıkışlarıyla, vurgularıyla, yutulan ‘r’ler ile her şey müthiş bir uyum içerisindedir. Okuduğunuzda hissettiğiniz duygular birden boyut kazanmaya başlar. Sonra anlarsınız; O’nun şiirlerini okumaktan daha güzel bir şey varsa; o da şiirlerini kendisinden dinlemektir. ‘’Yadsınamayacak bir gerçek vardır ki, her şiirin kendine özgün sesi vardır! O sesi de en iyi şairleri bilir aslında! Ritmini vurgusunu… Şimdiye kadar birçok şiiri, şairin kendi sesinden dinlediyseniz, Özdemir Asaf'ın ne kadar iyi bir şiir seslendiricisi, okuyucusu olduğunu anlayacak ve onun şiirlerine, sesine bir kere daha hayran kalıp, ayrı bir gözle değerlendireceksiniz’’ –Doğan Hızlan-
Edebiyat
Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde OlurumÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 20192,406 okunma
9/10
·290 syf.·
2017 72. kitabı
Stepançikovo köyü… Burası bir köyden ziyade anlatıcımız Sergey’in de çokça bahsettiği şekilde tam anlamıyla bir ‘’tımarhane’’. Çocuksu bir saflığın timsali Yegor İlyiç, hobileri bayılmak, oğlunu azarlamak ve tekrar bayılmak olan general karısı, okuduğunuz kitaplarda sizi en çok rahatsız eden karakteri düşünün; işte ondan daha sinir bozucu olan Foma Fomiç, tek yaptığı yarbay kızı oluşuyla övünmek olan Matmazel Peripelitsina ve diğer tüm dalkavuklar… Kitapta herhangi bir karakterin bedenine bürünmüyorsunuz. Yazar sizi Yegor İlyiç’e misafir olarak yolluyor, salonun en güzel köşesini veriyor ve tüm bu delilikleri ‘’aklı başında’’ bir insan olarak izlemeye davet ediyor. İzledikçe olaya müdahale etmek, Foma’yı yakasından tutup dışarı atmak, Yegor İlyiç’in olayların farkına varmasını sağlamak istiyorsunuz. Tüm bunları pek tabii ki yapamıyorsunuz; elinizden gelen tek şey var: kitabı mümkün olan en kısa sürede bitirmek ve tüm bu dileklerinizin gerçekleşmiş olmasını ummak. Çok akıcı, mizahi öğelerle dolu, zevkli bir kitap. Amcamın Rüyası ve Tatsız Bir Olayı hatırlattı bana. ‘’Memurluk hayatı başarılı geçmişti. Bununla beraber, ‘tatsız bir olay’ yüzünden pek uygunsuz bir şekilde emekliye ayrılmak zorunda kaldı.’’ telmihi hoşuma gitti. Sakince okuyun.. (:
Edebiyat
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,915 okunma
9/10
·200 syf.·
2017 38. kitabı
Hayattan zevk almıyor, yaşama amacınızı bilmiyorsunuz. İntihar girişiminiz sonucu hayatta kalıyorsunuz fakat doktorunuz size sayılı günleriniz kaldığını söylüyor. Veronikanın öyküsü kısaca bu şekilde..Peki bu sayılı günlerin nasıl geçmesi beklenir? Nihayetinde amacına ulaşmış olacağı için rahat olması mıdır beklenen? İntihara teşebbüs etmeden önce birçok geçerli sebep olduğunu düşünürken, yaşanılan her günü ölümden korkarak geçirmek anlamsız mıdır? Kitabı okurken yüzlerce soru geçti aklımdan. Her gün karşılaştığımız intihar haberleri.. Ölmemişlerse ağır izler, fonksiyon - uzuv kayıplarıyla baş başa kalan insanlar.. Yüzünde silah patlatıp hayatta kalan, yeni yüz için nakil bekleyen hastada olduğu gibi.. Dikkatimi çeken ise hasta o yüzü büyük bir umutla bekliyor. Birkaç gün önce ölmek isteyen kendisi değilmiş gibi fonksiyonları tam bir şekilde devam etmek istiyor HAYATINA.. Silahı patlatmadan önce düşündüklerinin yerini çocukların yüzüne korkmadan bakması isteği alıyor. İşte Veronika da bu örnekte olduğu gibi gerçekte gördüklerimizin yansıması.. Yaşamın değerini tüm hücrelerimizle hissettiriyor.. O psikolojiyi anlamamıza yardımcı oluyor. Çok kıymetli bir kitap.. Yaşamayı öğrenmek için birkaç defa ölmek gerek.. -Charles BUKOWSKİ-
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2015102,6bin okunma